Darwinius masillae ile ilgili yeni gelişmeler

Vay Garibanlar Vay başlıklı yazımda, Darwinius masillae veya daha popüler adıyla Ida ile ilgili olarak Harun Yahya tarafından gerçekleştirilmeye çalışılan dezenformasyon kampanyasına gerekli cevapları vermiştim. Ayrıca fosilin değeri ve konumuyla ilgili olarak Türkçe sitelerdeki abartılı şekilde coşkulu ve sevinçli yazılara uyarı niteliği taşıyan aşağıdaki bölümle yazımı bitirmiştim:

Ayrıca Ida’nın “Darwinistlerin en büyük buluşu haline getirildiği” de pek gerçekçi bir iddia değil. Yaratılışçılar tarafından rahatlıkla darwinist, ateist, materyalist gibi sözlerle aşağılanacak birçok bilim insanı, bu fosilin sunuluş tarzına ve basın toplantısında söylenen allı pullu laflara tepki gösterdiler. Ida üzerinde çalışan ekip, bu işe büyük para yatırıldığı için (fosili almak için ödenen 1 milyon doları kastediyorum) eserlerini en iyi şekilde pazarlamak zorunda hissediyor kendini. Fosille ilgili belgesel ve kitap hazır. Bunları pazarlayabilmek için basın toplantısında çok büyük laflar edildi ve birçok bilim insanına göre çok abartıldı. Bu fosilin, Archaeopteryx’ten veya Tiktaalik’ten daha önemli olduğunu söylemek bana pek gerçekçi gelmiyor. Bu iki bariz geçiş formuna göre Ida daha muğlak ve durumu belirsiz gibi gözüküyor şimdilik. Başka bilim insanlarının da fosil üzerinde çalışıp birşeyler ortaya koymasını bekleyip ortaya çıkan sonuçlara göre değerlendirmek daha doğru olacaktır diye düşünüyorum. Ama ortada şöyle bir gerçek var ki Ida kesinlikle, birilerinin insanlara yutturmaya çalıştığı gibi soyu tükenmiş bir lemur türü değildir. Bu iddianın yanlışlığını gösteren su götürmez deliller bu makalede mevcut. Ida’nın sıradan bir lemur türü olup olmadığı gibi bir tartışma konusu yok. Bu sadece malum grupların çaresizlikten ortaya attıkları, saçma sapan, hiçbir bilimsel gerçeğe veya nesnel delile dayanmayan bir palavradan başka birşey değildir.

Bunun üzerinden çok da fazla zaman geçmeden başka bilim insanları Ida üzerine bir makale yayımladılar. Journal of Human Evolution‘daki makalede paleontologlar  Blythe Williams, Richard Kay, Christopher Kirk ve Callum Ross,  geçen sene Jens L. Franzen ve arkadaşlarının vardığı Ida‘nın kuru burunlular alt takımına ait bir canlı olduğu sonucunun hatalı olduğu görüşünü savunuyorlar. Bu makelede Ida, aşağıda göreceğiniz şekildeki gibi ıslak burunlular alt sınıfında tanımlanıyor.

Peki bu ne demek oluyor? Harun Yahya’nın görüşleri en başından beri doğru muydu? Ida sıradan bir lemur fosili miydi? Elbette böyle birşey söz konusu dahi değil. Zaten yukardaki şekilden de anlaşılacağı gibi böyle birşey olsaydı Darwinius‘un Lemuroidea üst ailesinde olması gerekirdi. Ayrıca zaten yeni makalenin de hiçbir yerinde bu tip bir iddia yok. Hiç kimse Ida‘nın nesli tükenmiş bir lemur türü olduğu gibi bir görüşü savunmuyor, böyle bir iddiada bulunmuyor. Tartışma tamamen Ida‘nın dahil olduğu Adapiformes grubunun kuru burunlular alt takımına mı ıslak burunlular alt takımına mı ait olduğuyla ilgili. Ida‘nın soyu tükenmiş bir lemur türü olmadığını gösteren çok açık deliller varken bu gelişmenin malum şahıs ve şakşakçıları tarafından nasıl değerlendirileceğini merakla bekliyorum. Fosil lemur hezeyanını hiçbir şekilde desteklemeyen bu makaleyi nasıl kendi taraflarına çekeceklerini büyük bir merak içinde bekliyorum.

Reklamlar

Evrim Teorisi bilimsel ve geçerli bir teori değil midir?

Herkese merhaba. İlk olarak bana Turan Dursun Sitesi’nde böyle bir köşe veren site yöneticilerine teşekkürlerimi sunmak isterim. Bu köşede her ay farklı bir konuyu ele almayı düşünüyorum. Ele alacağım konuları genellikle Harun Yahya’nın kitaplarından ve internet sitelerinden belirleyeceğim. Elbette başka evrim karşıtı metinleri de zaman içinde inceleyeceğim fakat bu kategoride en büyük pay Harun Yahya’nın olduğu için haliyle çoğunlukla onun yazılarını gündemime almış olacağım.

İlk olarak Harun Yahya’nın “20 Soruda Evrim Teorisi’nin Çöküşü” adlı kitabından başlamayı düşünüyorum. Bu ayki yazımda 20 sorunun ilki olan “Evrim Teorisi neden bilimsel ve geçerli bir teori değildir?” başlıklı bölümü inceleyeceğim:

Evrim Teorisi yeryüzündeki canlılığın tesadüfler sonucunda, doğal şartlarla kendiliğinden meydana geldiğini savunur. Bu teori bilimsel bir kanun, ispatlanmış bir gerçek değil bilimsellik kisvesi altında toplumlara empoze edilmeye çalışılan Materyalist bir dünya görüşüdür. Modern bilim tarafından her alanda yalanlanan bu teorinin en büyük dayanakları ise birtakım hile, sahtekarlık, çarpıtma, aldatmaca ve göz boyamalardan oluşan telkin ve propaganda yöntemleridir.

Buradan anlaşılan ilk şey Harun Yahya’nın Evrim Teorisi’nin neyle ilgili olduğunu, neleri açıklamaya çalışan bir teori olduğunu bilmediğidir. Evrim Teorisi’nin yaşamın nasıl başladığını açıkladığını sanıyor. Belli ki yaşamın kökeninin farklı bir dal ve araştırma konusu olduğunun farkında bile değil. (Yaşamın kökeniyle ilgili tezler, hipotezler ve modeller için bakınız: Abiyogenez) Yaşamın doğaüstü bir dış müdahele olmadan doğal koşullarla kendiliğinden oluşması anlamına gelen abiyogenezin, evrim teorisiyle olan ilişkisine dair Laurence A. Moran’ın Evrim ve Abiogenez başlıklı makalesini okumanızı önerebilirim.

Evrim Teorisi bugün dünya üzerinde görmekte olduğumuz canlılığın çeşitliliğini açıklamaya çalışır; kökenini değil. ABD’li biyolog Douglas J. Futuyma 2008 yılında Türkçe’ye “Evrim” adıyla çevrilen ve Palme Yayınevi’nden çıkan kitabında Darwin’in Evrim Kuramı alt başlıklı bölümde şöyle demektedir: “Türlerin kökeni iki büyük sava sahiptir: Birincisi Darwin’in değişerek türeme kuramıdır. Bu kuram tüm türlerin -bugün yaşayanlar ya da ortadan kalkmışlar dahil- kesintisiz olarak bir ya da birkaç ilk yaşam formundan köken aldığını söyler.” (Douglas J. Futuyma, Evrim, s. 7)

Görüldüğü gibi Darwin türlerin kökenini bir veya birkaç ilk yaşam formuna dayandırmıştır. Geçmişte yaşamış olan ve bugün yaşamakta olan türlerin kökenini ilk canlılara dayandırarak ‘evrim’ ile açıklamaya çalışmaktadır. Yani başka bir deyişle yaşamın varlığını kabul etmektedir. Evrim Teorisi yaşamın değil farklı türlerin nasıl oluştuğunu açıklamaya çalışır. Zaten teoriyle az-çok ilgilenen herkes evrimin mekanizmalarının yaşamın kökenini açıklamakla ilgisi olmadığını, türleşmenin nasıl gerçekleştiğini açıklamaya çalıştığını bilir. (Bu konuda ayrıntılı bilgi için Evrimsel Biyolojiye Giriş başlıklı makaleyi okuyabilirsiniz.)

Paragrafın devamı ise başlangıcından beter. Evrim Teorisi’nin ‘bilimsellikle ilgisi olmayan; Materyalist, Ateist, Komünist, Marksist, Leninist, Stalinist, Maoist… (aklınıza başka ne geliyorsa ekleyebilirsiniz) bir komplo teorisinin parçası olduğu’ türünden garip bir iddia ile dini duyarlılığı olan okuyucuların aklı çelinmeye çalışılıyor. Evrim teorisinin dayanaklarının çarpıtma ve sahtekarlıklar olduğu gibi akıllara zarar bir iddia ortaya atılıyor. Yıllardır bu tartışmaları takip eden biri olarak bunların (çarpıtma, manipülasyon, dezenformasyon, kandırma, aldatma, vb..) genel olarak yaratılışçıların yegâne ve değişmez taktikleri olduğunu sayısız kere gözlemlemişimdir. Zaten Harun Yahya’nın bu tip bir iddiada bulunuyor olması da yine bu tip bir taktiğin parçası olarak mevcut durumu gayet net bir şekilde açıklıyor.

Buradaki temel iddia olan Evrim teorisinin “materyalist bir dünya görüşünü temsil ettiği” iddiası o kadar temelsiz ve kolaylıkla çürütülebilir ki bir insan nasıl olup da böyle temelsiz iddialarda bulunabiliyor anlamak mümkün değil… Harun Yahya’nın iddiasına göre Evrim teorisinin ne olduğunu bilen, anlayan ve bu teorinin doğruluğunu kabul eden birisinin materyalist olması gerekir. Peki durum böyle mi? Gerçekten de teoriyi kabul edenler içinde örneğin hiç teist veya deist yok mu? Elbette var. Örneğin akıllı tasarım ve yaratılışçılığa son yıllarda en şiddetli şekilde karşı çıkan ve evrimi savunan Kenneth R. Miller bir Katoliktir. Yine yaratılışçılık ve akıllı tasarıma karşı çıkan ve evrimi savunan Francisco J. Ayala ise bir deisttir; yani tanrının varlığına inanmaktadır. Evrimsel biyoloji’nin 20. yüzyıldaki en önemli isimlerinen biri olan Theodosius Dobzhansky kendisini Ortodoks Hristiyan olarak tanımlıyordu. Aynı şekilde yine evrimsel biyolojinin en önemli isimlerinden biri olan Ronald Fisher da bir Hristiyandı. 2000-2008 Yılları arasında İnsan Genomu Projesi’nde direktör olarak çalışmış olan Francis Collins akıllı tasarım ve yaratılışçılığa karşı çıkarak evrimi (tüm canlıların ortak bir atadan türediğine ilişkin kanıtların ezici olduğunu ve evrimin Tanrı’nın yaratılış için kullandığı bir şema olduğunu söylemektedir) savunmaktadır; kendisi bir Hristiyandır. Bunlar gibi birçok örnek bulunabilir ama sanırım en meşhur olanlar bunlardır. Heralde bu bilim insanlarının evrimle ilgili bilgilerini sorgulamak bize düşmez. Şüphesiz ki Harun Yahya’nın evrimle ilgili bildiğinden çok daha fazlasını biliyorlar.

Peki Harun Yahya’nın evrim teorisinin “materyalist bir dünya görüşünün eseri” olduğu yönündeki iddiası doğruysa nasıl oluyor da bu adamlar hem evrimin doğruluğunu kabul edip hem de tanrıya inanabiliyor? Nasıl oluyor da Materyalist bir görüşün eserini inançları ile bağdaştırabiliyorlar? Acaba bu adamlar çok mu akılsızlar? Yoksa Harun Yahya’nın bu argümanı, inançlı insanların dini duygularını kullanarak onları ‘evrim karşıtı’ bir tavır almaya yöneltme amaçlı bir taktikten mi ibaret?

Yeri gelmişken Charles Darwin’den de bir alıntı ile bu konuya katkıda bulunmak faydalı olacaktır. Darwin 3 Mayıs 1879 tarihinde John Fordyce’e gönderdiği mektupta “Bir kişinin hem ateşli bir Teist hem de bir evrimci olabileceğinden şüphe edilmesi bana absürt geliyor.” diyor. Bu arada 12000 civarında Amerikalı din adamının imzaladığı; evrimin temel bilimsel bir gerçek olduğu, bu gerçeğin reddedilmesinin ve “sıradan bir teori” denilerek küçüksenmesinin bilinçli olarak cehaletin benimsenmesi ve bu cehaletin yeni nesillere aktarılması olduğunun ifade edildiği; okullardaki bilim derslerinde evrim teorisinin, insanlığın bilgi birikiminin temel bir parçası olarak öğretilmesinin savunulduğu mektuptan da bahsetmeden geçmiş olmayayım.

Ne paragrafmış ama! Maalesef bu kadar şeye rağmen işimiz bitmedi. Belki de en önemli kısıma henüz hiç dokunmadık. “Bu teori bilimsel bir kanun, ispatlanmış bir gerçek değil…” diyordu Harun Yahya Evrim Teorisi için. Evrimin teori mi, kanun mu, hipotez mi yoksa bir gerçek mi olduğu konusunda Douglas Futuyma’nın Evrim’inden ilgili bölüme bakalım:

Bilimde, hipotez, doğru olabilecek bir olayın, bilgiye dayanan bir kestirimi ya da açıklamasıdır. Bir hipotezin başlangıçta desteği zayıf olabilir, fakat geçerli bir gerçek olma noktasına dek destek görmeye devam edebilir. Copernicus (Kopernik) için yerin güneş etrafında dönüşünün desteği zayıftı; daha sonra çok destek görmüş bir hipotez olduğu için onu bir gerçek olarak kabul ederiz. Pekçok felsefeci (ve bilimciler), mutlak kesinlikle ilgili hiçbirşey bilmediklerini düşünürler. Biz ise, çok fazla kanıtla destek gören hipotezlere gerçek adını vermekteyiz.

Günlük kullanımı ile “kuram” desteksiz ve dayanaksız bir kestirimdir. Bir çok sözcük gibi, bu terimin de bilimdeki anlamı farklıdır. Bir bilimsel kuram, çeşitli gözlemleri açıklayan, akıl yürütme ve kanıtlara dayanan, olgun, birbiri ile tutarlı bağlantılı söylemlerdir. (…) Böylece atom kuramı, kuantum kuramı, levha tektoniği kuramı, çok çeşitli olay ve olguları açıklayan, kanıtlarla güçlü biçimde desteklenen birbiri ile ilişkili düşüncelerin ayrıntılı bir düzenidir.

Bu tanımlamalara göre evrim bir gerçektir. Fakat evrim gerçeğini açıklayan evrim kuramıdır.

Türlerin Kökeni’nde Darwin aslında iki ana hipotez ileri sürdü: Canlılar, ortak atadan değişerek türemişlerdir. Ve değişimin asıl nedenikalıtsal çeşitlilik üzerinde işleyen doğal seçilimdir. Değişerek türeme için Darwin bol bol kanıt sağladı. Darwin’den bugüne dek taşılbilim, türlerin coğrafi dağılımı, karşılatırmalı anatomi, embriyoloji, genetik, biyokimya ve moleküler biyolojiden elde edilen yüzlerce/binlerce gözlem ile bu hipotez doğrulandı. Böylece ortak atadan değişerek türeme hipotezi, uzun süredir bilimsel bir gerçek durumundadır.

Değişimin nasıl ortaya çıktığının ve atalardan nasıl çok çeşitli yavru döllerinin doğduğunun açıklaması evrim kuramının özünü oluşturur. Şimdi Darwin’in kalıtsal çeşitliliğin üzerinde işleyen doğal seçilim hipotezinin doğru olduğunu biliyoruzi fakat ayrıca evrimin, Darwin’in farkına vardığından daha çok nedeni olduğunu da biliyoruz. Ayrıca doğal seçilim ve kalıtsal çeşitliliğin Darwin’in varsaydığından daha karmaşık olduğunu da biliyoruz. Evrimin nedenleri üzerine bir düşünceler sistemi, mutasyon, yeniden bileşim, gen alış-verişi, yalıtım, rastgele genetik sürüklenme, doğal seçilimin birçok biçimi ve diğer etmenler bizim güncel evrim kuramı anlayışımızı ya da “evrim kuramı”nı oluşturur. Evrim kuramı, bilimdeki tüm kuramlar gibi henüz tamamlanmamıştır, çünkü evrimin tüm nedenlerini henüz bilmiyoruz, hatta bazı ayrıntıların sonradan yanlış olduğu anlaşılabilir. Fakat kuramın temel ilkeleri iyice desteklenmektedir ve biyologların çoğunluğu bunları güvenle kabul eder. (Douglas J. Futuyma, Evrim, s. 13-14)

Alıntı biraz uzun oldu farkındayım ama Harun Yahya’nın “sadece bir teori” yaklaşımının ne kadar komik ve bilimsel temelden yoksun olduğunu göstermesi açısından her cümlesinin çok önemli olduğunu düşündüğüm için bölmek istemedim. (Buna ek olarak ünlü paleontolog ve evrimsel biyolog Stephen Jay Gould’un Evolution as Fact and Theory yani “Gerçek ve Teori olarak Evrim” başlıklı makalesini ve evrimsel biyolog T. Ryan Gregory’nin Evolution as Fact, Theory, and Path yani “Gerçek, Teori ve Yol olarak Evrim“ (burada yol ile canlı türlerinin geçtiği tarihsel yol kastediliyor) başlıklı makalesini okumanızı ve bilimsel açıdan olaya nasıl bakıldığını daha ayrıntılı bir şekilde görmenizi önerebilirim.)

Yazılan herşeyi tek tek incelemenin mümkün olmadığı açık bir şekilde gözüküyor. Bir paragraftaki yanlışlara işaret edip, bunların doğrularını açıklamak bu kadar sürdüğüne göre maddenin tamamını bu şekilde incelemek ufak çaplı bir kitapçık yazmayı bile gerektirebilir. Bu nedenle yazılan herşeyin üzerinden geçmeyeceğim ki zaten maddenin devamını okursanız büyük bölümünün, ilk paragrafta yazılanların ağızda evelenip gevelenmesi ve ufak tefek değişikliklerle tekrardan pişirilip önümüze serilmesinden ibaret olduğunu göreceksiniz. Ama arada dikkatimi çeken ve okurken neredeyse koltuğumdan düşmeme neden olan bir bölümü paylaşmadan geçmek istemiyorum. Bakın Harun Yahya evrimciler hakkında neler diyor: “Evrimcilerin desteksiz varsayımlar, taraflı-gerçek dışı yorumlar, çarpıtmalar, aldatmacalar, hayali çizimler, psikolojik telkin yöntemleri, sayısız sahtekarlık ve göz boyama tekniklerinden başka bir dayanakları yoktur.”

Bu cümleyi tek bir değişiklik ile doğru hale getirmek mümkün. “Evrimcilerin” kelimesini “Yaratılışçıların” ile değiştirdiğimizde günümüz evrim-yaratılış tartışmalarındaki yaratılışçı kanadın takındığı tavrı gayet isabetli bir şekilde tarif etmiş oluruz.

Sahte fosil komedisi sürüyor…

sahtefosil1İlk olarak Zaman’daki habere bakalım:

Bekirpaşa Belediye Başkanı Abdullah Köktürk, belediye ile Doğa ve İnsan Sağlığı Derneği işbirliğinde Bekirpaşa Sanat Merkezi’nde açılan sergiyle ilgili yaptığı açıklamada; dünyanın değişik yerlerinden elde edilen fosillerin sergilendiğini söyledi. Özellikle elektron mikroskobu ve DNA’nın keşfiyle her canlının ne kadar kompleks yapılar olduğunun anlaşıldığını kaydeden Köktürk, yüz milyon adedin üzerindeki fosillerin, her canlı türünün harika yapılara sahip olduğunu ispatladığını belirtti. Sergi hakkında bilgi veren biyolog Onur Yıldız da, dünyanın her yerinden elde edilmiş fosillerin, milyarlarca yıl geçmesine rağmen hiçbir değişime uğramadığını, bir türün başka bir türe dönüşüm göstermediğini ortaya koyduğunu belirtti. Bu çalışmayı gönüllüler olarak düzenlediklerini söyleyen Yıldız, “İzmit’teki tüm ilk ve ortaöğretim okullarını sergiye davet ettik. Evrim Teorisi’nin bu fosillerle birlikte aslının olmadığı tekrar görülmekte. Özellikle öğrencilerin gerçekleri daha yakından öğrenebilmesi için müzeye gelip gezmelerini istiyoruz.” dedi. Kocaeli, Cihan

İki yıl önce Time dergisinde çıkan insan evrimiyle ilgili olan ve açıkça evrimi destekleyen bir makaleyi akıl almaz bir şekilde çarpıtarak, Bilim adamlarından evrime büyük darbe başlığıyla sunan ve makalede yazılanlarla hiç ilgisi olmayan, tamamen uydurma şeyleri sanki o makalede geçiyormuş ve bilim adamlarının gerçek düşünceleriymiş gibi aktaran (AnHedonik’in bu konuyla ilgili yazısına buradan ulaşabilirsiniz) bu garip gazete şimdi de yukardaki haberde gördüğünüz gibi malum grubun sahte fosil sergilerini haber yapıyor ve biyolog olduğu iddia edilen birisinin zırvalarına yer veriyor.

Muhteşem biyologumuz Onur Yıldız ne diyor bakın. “Milyarlarca” yıl geçmesine rağmen hiçbir değişikliğe uğramamış fosiller varmış. Yani milyonları geçtik artık. Adamlar işi baya büyütmüş görmeyeli. Bilim insanlarının bulamadığı milyarlarca yıllık fosilleri bulup sergiliyorlar. Üstüne üstlük adamlar fosilleri inceleyip hangi türe ait olduğunu, bugün yaşan bir türle birebir benzer olup olmadığını şıp diye anlayabiliyorlar. Cahillik olduğu kesin ama kimin cahilliği? ve Zehirli Yılanlar, Kaygan Yılanbalıkları ve Harun Yahya başlıklı yazılara bakarsanız bu adamların daha en temel bilgilerden yoksun, ne yaptığını bilmeyen, ahkam kestikleri konularda akıl almaz derecede bilgisiz kişiler olduğunu görürsünüz. Kitapları baştan sona yanlışlarla dolu adamların bu tip büyük laflar ederek insanların zihnini bulandırması ve bilimin gerçeklerini çarpıtarak onları kandırması gerçekten çok üzücü. Ama daha da üzücü olan bilimsel, eleştirel ve şüpheci düşünceyle uzaktan yakından ilgisi olmayan o kadar çok insan var ki bilgisiz oldukları konularda bu tip aldatmacalara kanmamaları gerçekten çok zor.

Zaman’daki haberde göremedim ama aynı sergiyi haber yapan diğer gazetelerde sergide 79 milyon yıllık bir Asya aslanı kafatası bulunduğu söyleniyordu. Bu nedense bana daha önce üzerine yazmış olduğum, Yaratılış Atlası’ndaki 89 milyon yıllı olduğu iddia edilen leopar kafatasını hatırlattı. Orada yazdıklarımı direk aktarmayı yeterli görüyorum çünkü sözde leopar fosili için yazdıklarım, bu fosilin de neden uydurma ve hayali olduğunu gayet net bir şekilde gösteriyor:

En eski leopar fosilleri yaklaşık 3.8 milyon yıl öncesine dayanır. Aslan, kaplan, leopar ve jaguarları da içine alan Panthera cinsinin yaklaşık 6 milyon yıl önce birbirinden ayrışmaya başladığı düşünülmektedir. Yani bu tarihten öncesi için aslan, kaplan, leopar ve jaguar türlerinden bahsetmek mümkün değildir.

Günümüzde yaşayan tüm kedigillerin (ev kedisi ve büyük kediler dahil) ortak atalarının yaklaşık 11 milyon yıl önceye dayandığı canlıların DNA’ları üzerinde yapılan çalışmalarla anlaşılmıştır (1). Ama işin içine soyu tükenmiş tarihi kedigiller de katıldığında bu tarih daha da eskilere gider. 30-20 milyon yıl önce yaşamış olan Proailurus kedigillerin bilinen en eski ortak atası olarak kabul edilmetedir (2). Proailurus’u, 20-10 milyon yıl önce yaşamış olan Pseudaelurus takip etmiştir(2). Pseudaelurus kedigillerin bilinen en yakın ortak atasıdır.

Görüldüğü gibi 89 milyon yıllık leopar fosili bilimsel bulgularla ve verilerle tamamen çelişmektedir. Ortada böyle bir fosil yoktur. Bu tamamen hayal ürünü ve uydurma bir fosildir.

89 milyon yıllık bie leopar kafatası olmadığı gibi 79 milyon yıllık bir Asya aslanı kafatası da yoktur. Peki bu sergilerde gösterilen şeyler nerden çıkıyor diye sorabilirsiniz. Daha doğrusu burada sorulması gereken soru bu. Bu tip sergilerde sergiledikleri şeyler ne? Cevabı çok basit aslında. Hani şu her türlü elektronik aletin kopyasını yapan Çinliler var ya işte bu sahte fosil endüstrisinin ardında da bu uzak doğulu kopyacılar bulunuyor. Buna  biraz şaşırmış olabilirsiniz ama bu konuyla ilgili olarak daha önce yazmış olduğum Fosil dolandırıcılığı ve sahte fosiller başlıklı yazımı okumanız sizin için aydınlatıcı olacaktır.

Buradan Adnan Oktar’a veya bu fosillerin ardında her kim varsa, bu fosillerin gerçek olduğunu her kim savunuyorsa ona meydan okuyorum. Hodri meydan. 89 milyon yıllık leopar kafatası ve 79 milyon yıllık Asya aslanı kafatasının gerçek fosiller olduğunu kanıtlamaya davet ediyorum. Türkiye’de veya başka bir ülkedeki bir üniversitenin ilgili bölümüne giderek bu fosilleri inceletebilirsiniz. Böylece bunların gerçekten fosil mi yoksa birileri tarafından imal edilmiş sahte şeyler mi olduğu ve eğer gerçekten fosilse kaç milyon yıllık olduklarını bilimsel olarak belgelemiş olursunuz. Tabi buna gerek yok elimizde bu fosili bulan araştırma grubunun bilimsel raporu veya fosille ilgili teknik detayları içeren çalışması var da diyebilirsiniz. Böyle birşey varsa onu da görmekten çok memnun olurum. Ama bunların hiçbirini yapamıyorsanız ve bu fosillerin gerçek olduğunu ve iddia ettiğiniz yaşta olduğunu söylemeye devam ediyorsanız insanların bu durumdan çıkaracağı mesajın ne olduğunu tahmin edebileceğinizi düşünüyorum. Top sizde. Bakalım ne yapacaksınız. Bloguma erişimin engellenmesini sağlamaya çalışmaktan başka ne yapabileceksiniz diye merak ediyorum. İzleyip görelim.

Adnan Oktar’ın istediği oldu

Dünya basını için tekneyle boğaz turu eşliğinde yaptığı basın toplantısında Adnan Oktar şöyle diyordu:

[…]kitabın [Yaratılış Atlası kastediliyor burada -dv] yasaklanması talebi var. Bu çok çirkin, çok zavallıca ve çok aciz bir üslup. Fikre karşı fikirle çıkılır. Mesela eğer bu kitap yanlışsa, anlatılanlar yanlışsa bunu anlatan bir kitapçık çıkarılır, konu biter.

Sonunda Adnan Oktar’ın istediği oldu ama ufak bir farkla. Ortaya çıkan şey bir kitapçık değil yaklaşık 450 sayfalık bir kitap oldu: Harun Yahya Safsatası ve Evrim Gerçeği. Aslında bu kitapta sadece Yaratılış Atlas’ı değil Adnan Oktar’ın diğer birçok kitabındaki yanlışlara değiniliyor. Bilim ve Gelecek yayınlarından çıkan bu kitapta birçok bilim insanı, Harun Yahya adıyla çıkan kitaplardaki iddialara yanıt veriyor. Kitabın arka kapağında şöyle diyor:

Elinizdeki kitap bilimin safsataya yanıtıdır: Küresel gericiliğin merkezi ABD’de üretilen ve ülkemizde Harun Yahya imzasıyla fosil sergileri ve Yaratılış Atlaslan’nda bire bir tekrarlanan yaratılışçı İddialar, dünyanın ve ülkemizin değerli bilim insanları tarafından teker teker yanıtlanıyor.

Canlılar milyonlarca yıldır değişmiyor mu? Fosiller canlıların milyonlarca yıldır değişmediğini mi gösteriyor? Türler arası geçiş biçimleri yok mu? Yeni bir türün evrimi gözlenmedi mi? Genetik araştırmalar evrim kuramını çürütüyor mu? Hücrenin nasıl oluştuğu evrim kuramı İle açıklanamıyor mu? Mutasyonlar hep zararlı mıdır? Göz evrim geçirmedi mi? Karmaşık yapıların evrimle oluşması olanaksız mı? At evrim geçirmedi mi? Termodinamiğin İkinci yasası evrim kuramıyla çelişiyor mu? Taş Devri hiç yaşanmadı mı?Tektanrılı din, tarihin İlk gününden beri var mıydı? Nuh’un gemisi buharlı gemi miydi?.. Mısırlılar elektrik mi kullanıyordu?.. Darwin, ırkçı ve Türk düşmanı mıydı?..

Bilimsel olarak hiçbir geçerliliği olmayan, ama politik bağlamı nedeniyle etkinlik alanı kazanan safsata niteliğindeki bu iddialar karşısında, Dr. Erdal Atabek, Prof. Dr. Berna Alpagut, Dr. Kenan Ateş, Dr. Andrew Berry, Prof. Dr. Jerry Coyne, Prof. Dr. Betül Çotuksöken, Prof. Dr. Richard Dawkins, Prof. Dr. Ali Demirsoy, Prof. Dr. Haluk Ertan, Prof. Dr. Sevil Gülçur, Çevirmen Feryal Halatçı, Bilim ve Gelecek Dergisi Yayın Yönetmeni Ender Helvacıoğlu, Doç. Dr. Osman Gürel, Prof. Dr. Steve Jones, Prof. Dr. Aykut Kence, Prof. Dr. Yaman Örs, Dr. Sibel Özbudun, Doç. Dr. Ergi Deniz Özsoy, Prof. Dr. Rennan Pekünlü, Prof. Dr. Şevket Ruacan, Prof. Dr. Mehmet Sakınç, Doç. Dr. Alâeddin Şenel, Prof. Dr. A. M. Celal Şengör, Prof. Dr. Aslıhan Tolun, Prof. Dr. Cemal Yıldırım ve daha pek çok bilim İnsanı sonsözü söylüyorlar: Evrim kuramı olmadan bilim olmaz!

Adnan Oktar “…eğer bu kitap yanlışsa, anlatılanlar yanlışsa bunu anlatan bir kitapçık çıkarılır, konu biter” demişti. Sanırım bilim insanları bu çağrıya kulak verdi ve Adnan Oktar’ın istediği gibi konuyu kapattılar. Bu kitabın ortaya çıkmasında emeği geçen herkese sevgi ve saygılarımı iletiyorum.

Bu arada kitabı satın alabileceğiniz birkaç link vereyim: Pandora, NetKitap, KitapTürk, KitapGalerisi, KitapYurdu

Not: YouTube’a erişemeyenler, basın toplantısının videolarına aşağıdaki adreslerden ulaşabilirler.

1. bölüm: http://www.harunyahya.tv/detail.php?l=1&pid=4766
2. bölüm: http://www.harunyahya.tv/detail.php?l=1&pid=4767

Cahillik olduğu kesin ama kimin cahilliği?

Adnan Oktar’ın NETcevap sitesinde, Richard Dawkins’in Yaratılış Atlası’ndaki maket böcek resimlerine ve bilgi yanlışlarına değindiği yazısına cevaben Richard Dawkins’in ve Hürriyet Gazetesi’nin Cahilliği başlıklı bir yazı yayımlanmış. Ortada bir cahillik olduğu kesin ama bunun kime ait olduğu konusunda bazı şüphelerim var. Onun için Adnan Oktar’ın cevabını ufak çaplı bir incelemeye almaya karar verdim.

Evrimi çürüten yüzlerce delilin Yaratılış Atlası ile açıkça ortaya konulmasının ardından büyük bir telaş ve panik içine giren Richard Dawkins’in düştüğü büyük cehalete Hürriyet gazetesi de ortak olmuş durumda! Sitesinde, Yaratılış Atlası’nda resmi konulmuş bulunan maketten oluşan bir böcek resmini kendince bir hata olarak nitelendiren ve bu şekilde Yaratılış Atlası’nın dünya çapındaki güçlü etkisini yine kendince örtbas etmeye çalışan Dawkins’in cahilce buluşunu Hürriyet gazetesi yine aynı yanılgı içinde büyük bir keşif zannetmiştir.

Yaratılış Atlası’nda evrimi çürüten yüzlerce delil olduğu ve bunların bilimcilerde (özellikle de Richard Dawkins’te) telaş ve panik yarattığı biraz komik bir iddia olmuş gibi geldi bana. Yaratılış Atlas’ındaki sözde deliller ancak naif, bilgisiz ve konuyla ilgili araştırma imkanı bulunmayan sıradan halkı etkileyebilecek türden. Bunların bilimcilerde telaş ve paniğe yol açtığını iddia etmek en hafif tabirle saçmalamaktır. Mesela Dr. Kevin Padian’ın konuyla ilgili sözleri durumu gayet güzel özetlemekte:

Eski bir yengeç veya başka birşeyin fosilini görünce “Bakın, tamamen normal bir yengeç gibi gözüküyor, yani evrim yoktur” diyor. Neslinin tükenmiş olması onu rahatsız etmiyor gibi gözüküyor. Canlıların zaman içinde nasıl değiştiğiyle ilgili bildiklerimizi anlama yetisi yok.

Evrim konusunda uzman bir bilimcinin bu kitap ve kitabın genelinde sunulan anlayışla ilgili görüşleri böyle. Size telaş ve panik varmış gibi geliyor mu?

Bunların yanında kitapta sunulan hayali, sözde, uydurma fosillerle ilgili birkaç yazının da linkini vereyim:

Sözde cevabı incelemeye devam edelim:

Yaratılış Atlası’nda yer alan maket böcek resmi, milyonlarca yıl önce fosil örneği bulunmuş olan canlının, bugün halen yaşadığını gösteren bir böcek resmidir. Bunun maket olup olmaması, hiçbir şey değiştirmez. Önemli olan milyonlarca yıl önce yaşamış olan bu böceğin günümüzde halen aynı şekilde var olması, yaşıyor olmasıdır.

Yaratılış Atlası’nda gerçek yaşayan canlılar olarak sunulan resimlerin bir çoğunda internetten bulunmuş olan süs veya balıkçılıkta yem olarak kullanılan maketlerin kullanıldığının ortaya konması Adnan Oktar’ı sinirlendirmiş gibi gözüküyor. Eğer kendileri en başında bu resimlerin bir bölümünün gerçek canlılara değil canlıların birebir kopyası olan maketlere ait olduğunu söylemiş olsaydı, kitaplarında bunu ufak bir not olarak belirtiyor olsaydı kimse bunlarla dalga geçmezdi.

Bunların maket olup olmaması hiçbir şeyi değiştirmezmiş. Ne kadar çok şeyi değiştireceğini çok rahatlıkla gösterebiliriz. Okumaya devam et

Adnan Oktar’nın El Cezire Röportajı

El-Cezire kanalının Adnan Oktar ile 06.08.2007 tarihinde yaptığı röportajdan ilginç bulduğum bölümleri paylaşmak istiyorum (http://www.harunyahya.tv/detail.php?l=1&pid=4772&cid=0):

El Cezire: Hocam sizin yazdığınız kitaplara gidelim. Şimdi sizin bir kitabınız var “Evrim Aldatmacası”. Orada şeyden bahsediyorsunuz, diyorsunuz ki… Orada hocam ırkçılığın, faşizmin ve materyalizmin ve terörün oradan kaynaklandığını, bu teoriden kaynaklandığını bahsediyorsunuz.

Adnan Oktar: Evet.

El Cezire: Şimdi hocam bunu daha çok açar mısınız? Terörle evrim teorisi arasındaki ilişkiyi daha çok açıklar mısınız bize? Okumaya devam et

Zehirli Yılanlar, Kaygan Yılanbalıkları ve Harun Yahya

[Bu yazı Richard Dawkins’in Venomous Snakes, Slippery Eels and Harun Yahya başlığıyla yayımlanmış olan yazısının Kutluhan Çelik tarafından yapılmış çevirisidir. Bu çeviri orijinal olarak Richard Dawkins’in sitesinde yayımlanmıştır.]

2006 yılında, Müslüman Türk apolojist Harun Yahya tarafından yazılmış, Atlas of Creation isimli kitabı, sipariş vermemiş olmasına rağmen, tamamen ücretsiz olarak posta kutusunda bulan dünya çapında onbinlerce bilim adamından biri oldum. Onbir dilde yayımlanan kitabın tezi, evrimin yalan olduğu. Ana “kanıt”, her biri günümüzdeki karşılıkları eşliğinde sayfa sayfa sunulmuş, fosilin zamanından beri hiç değişmediği söylenen hayvan fosillerinin güzel fotoğraflarından oluşuyor. Kitap büyük, 700 sayfadan fazla, renkli, kuşe kağida basılı, gösteriş yapmak için kahve masası üzerine koyulacak cinsten. Böyle bir kitabı üretmenin maliyeti fazlasıyla yüksek olsa gerek, ve insan kendini bunun bunca dilde ve bu kadar fazla nüsha halinde üretimi ve dağıtımı için harcanan paranın nereden geldiğini merak etmeden edemiyor.

Kitabın bütün anafikrinin günümüz hayvanlarıyla fosilleşmiş karşılıklarının güya benzerliği üzerine dayandığı düşünüldüğünde, kitabı rasgele karıştırırken 468. sayfanın, biri günümüz, biri de fosilleşmiş “yılanbalığı”na ayrıldığını görmek beni eğlendirdi. Resmin açıklaması diyor ki:

Yazının devamı ->>