Darwinius masillae ile ilgili yeni gelişmeler

Vay Garibanlar Vay başlıklı yazımda, Darwinius masillae veya daha popüler adıyla Ida ile ilgili olarak Harun Yahya tarafından gerçekleştirilmeye çalışılan dezenformasyon kampanyasına gerekli cevapları vermiştim. Ayrıca fosilin değeri ve konumuyla ilgili olarak Türkçe sitelerdeki abartılı şekilde coşkulu ve sevinçli yazılara uyarı niteliği taşıyan aşağıdaki bölümle yazımı bitirmiştim:

Ayrıca Ida’nın “Darwinistlerin en büyük buluşu haline getirildiği” de pek gerçekçi bir iddia değil. Yaratılışçılar tarafından rahatlıkla darwinist, ateist, materyalist gibi sözlerle aşağılanacak birçok bilim insanı, bu fosilin sunuluş tarzına ve basın toplantısında söylenen allı pullu laflara tepki gösterdiler. Ida üzerinde çalışan ekip, bu işe büyük para yatırıldığı için (fosili almak için ödenen 1 milyon doları kastediyorum) eserlerini en iyi şekilde pazarlamak zorunda hissediyor kendini. Fosille ilgili belgesel ve kitap hazır. Bunları pazarlayabilmek için basın toplantısında çok büyük laflar edildi ve birçok bilim insanına göre çok abartıldı. Bu fosilin, Archaeopteryx’ten veya Tiktaalik’ten daha önemli olduğunu söylemek bana pek gerçekçi gelmiyor. Bu iki bariz geçiş formuna göre Ida daha muğlak ve durumu belirsiz gibi gözüküyor şimdilik. Başka bilim insanlarının da fosil üzerinde çalışıp birşeyler ortaya koymasını bekleyip ortaya çıkan sonuçlara göre değerlendirmek daha doğru olacaktır diye düşünüyorum. Ama ortada şöyle bir gerçek var ki Ida kesinlikle, birilerinin insanlara yutturmaya çalıştığı gibi soyu tükenmiş bir lemur türü değildir. Bu iddianın yanlışlığını gösteren su götürmez deliller bu makalede mevcut. Ida’nın sıradan bir lemur türü olup olmadığı gibi bir tartışma konusu yok. Bu sadece malum grupların çaresizlikten ortaya attıkları, saçma sapan, hiçbir bilimsel gerçeğe veya nesnel delile dayanmayan bir palavradan başka birşey değildir.

Bunun üzerinden çok da fazla zaman geçmeden başka bilim insanları Ida üzerine bir makale yayımladılar. Journal of Human Evolution‘daki makalede paleontologlar  Blythe Williams, Richard Kay, Christopher Kirk ve Callum Ross,  geçen sene Jens L. Franzen ve arkadaşlarının vardığı Ida‘nın kuru burunlular alt takımına ait bir canlı olduğu sonucunun hatalı olduğu görüşünü savunuyorlar. Bu makelede Ida, aşağıda göreceğiniz şekildeki gibi ıslak burunlular alt sınıfında tanımlanıyor.

Peki bu ne demek oluyor? Harun Yahya’nın görüşleri en başından beri doğru muydu? Ida sıradan bir lemur fosili miydi? Elbette böyle birşey söz konusu dahi değil. Zaten yukardaki şekilden de anlaşılacağı gibi böyle birşey olsaydı Darwinius‘un Lemuroidea üst ailesinde olması gerekirdi. Ayrıca zaten yeni makalenin de hiçbir yerinde bu tip bir iddia yok. Hiç kimse Ida‘nın nesli tükenmiş bir lemur türü olduğu gibi bir görüşü savunmuyor, böyle bir iddiada bulunmuyor. Tartışma tamamen Ida‘nın dahil olduğu Adapiformes grubunun kuru burunlular alt takımına mı ıslak burunlular alt takımına mı ait olduğuyla ilgili. Ida‘nın soyu tükenmiş bir lemur türü olmadığını gösteren çok açık deliller varken bu gelişmenin malum şahıs ve şakşakçıları tarafından nasıl değerlendirileceğini merakla bekliyorum. Fosil lemur hezeyanını hiçbir şekilde desteklemeyen bu makaleyi nasıl kendi taraflarına çekeceklerini büyük bir merak içinde bekliyorum.

Reklamlar

Evrim Teorisi bilimsel ve geçerli bir teori değil midir?

Herkese merhaba. İlk olarak bana Turan Dursun Sitesi’nde böyle bir köşe veren site yöneticilerine teşekkürlerimi sunmak isterim. Bu köşede her ay farklı bir konuyu ele almayı düşünüyorum. Ele alacağım konuları genellikle Harun Yahya’nın kitaplarından ve internet sitelerinden belirleyeceğim. Elbette başka evrim karşıtı metinleri de zaman içinde inceleyeceğim fakat bu kategoride en büyük pay Harun Yahya’nın olduğu için haliyle çoğunlukla onun yazılarını gündemime almış olacağım.

İlk olarak Harun Yahya’nın “20 Soruda Evrim Teorisi’nin Çöküşü” adlı kitabından başlamayı düşünüyorum. Bu ayki yazımda 20 sorunun ilki olan “Evrim Teorisi neden bilimsel ve geçerli bir teori değildir?” başlıklı bölümü inceleyeceğim:

Evrim Teorisi yeryüzündeki canlılığın tesadüfler sonucunda, doğal şartlarla kendiliğinden meydana geldiğini savunur. Bu teori bilimsel bir kanun, ispatlanmış bir gerçek değil bilimsellik kisvesi altında toplumlara empoze edilmeye çalışılan Materyalist bir dünya görüşüdür. Modern bilim tarafından her alanda yalanlanan bu teorinin en büyük dayanakları ise birtakım hile, sahtekarlık, çarpıtma, aldatmaca ve göz boyamalardan oluşan telkin ve propaganda yöntemleridir.

Buradan anlaşılan ilk şey Harun Yahya’nın Evrim Teorisi’nin neyle ilgili olduğunu, neleri açıklamaya çalışan bir teori olduğunu bilmediğidir. Evrim Teorisi’nin yaşamın nasıl başladığını açıkladığını sanıyor. Belli ki yaşamın kökeninin farklı bir dal ve araştırma konusu olduğunun farkında bile değil. (Yaşamın kökeniyle ilgili tezler, hipotezler ve modeller için bakınız: Abiyogenez) Yaşamın doğaüstü bir dış müdahele olmadan doğal koşullarla kendiliğinden oluşması anlamına gelen abiyogenezin, evrim teorisiyle olan ilişkisine dair Laurence A. Moran’ın Evrim ve Abiogenez başlıklı makalesini okumanızı önerebilirim.

Evrim Teorisi bugün dünya üzerinde görmekte olduğumuz canlılığın çeşitliliğini açıklamaya çalışır; kökenini değil. ABD’li biyolog Douglas J. Futuyma 2008 yılında Türkçe’ye “Evrim” adıyla çevrilen ve Palme Yayınevi’nden çıkan kitabında Darwin’in Evrim Kuramı alt başlıklı bölümde şöyle demektedir: “Türlerin kökeni iki büyük sava sahiptir: Birincisi Darwin’in değişerek türeme kuramıdır. Bu kuram tüm türlerin -bugün yaşayanlar ya da ortadan kalkmışlar dahil- kesintisiz olarak bir ya da birkaç ilk yaşam formundan köken aldığını söyler.” (Douglas J. Futuyma, Evrim, s. 7)

Görüldüğü gibi Darwin türlerin kökenini bir veya birkaç ilk yaşam formuna dayandırmıştır. Geçmişte yaşamış olan ve bugün yaşamakta olan türlerin kökenini ilk canlılara dayandırarak ‘evrim’ ile açıklamaya çalışmaktadır. Yani başka bir deyişle yaşamın varlığını kabul etmektedir. Evrim Teorisi yaşamın değil farklı türlerin nasıl oluştuğunu açıklamaya çalışır. Zaten teoriyle az-çok ilgilenen herkes evrimin mekanizmalarının yaşamın kökenini açıklamakla ilgisi olmadığını, türleşmenin nasıl gerçekleştiğini açıklamaya çalıştığını bilir. (Bu konuda ayrıntılı bilgi için Evrimsel Biyolojiye Giriş başlıklı makaleyi okuyabilirsiniz.)

Paragrafın devamı ise başlangıcından beter. Evrim Teorisi’nin ‘bilimsellikle ilgisi olmayan; Materyalist, Ateist, Komünist, Marksist, Leninist, Stalinist, Maoist… (aklınıza başka ne geliyorsa ekleyebilirsiniz) bir komplo teorisinin parçası olduğu’ türünden garip bir iddia ile dini duyarlılığı olan okuyucuların aklı çelinmeye çalışılıyor. Evrim teorisinin dayanaklarının çarpıtma ve sahtekarlıklar olduğu gibi akıllara zarar bir iddia ortaya atılıyor. Yıllardır bu tartışmaları takip eden biri olarak bunların (çarpıtma, manipülasyon, dezenformasyon, kandırma, aldatma, vb..) genel olarak yaratılışçıların yegâne ve değişmez taktikleri olduğunu sayısız kere gözlemlemişimdir. Zaten Harun Yahya’nın bu tip bir iddiada bulunuyor olması da yine bu tip bir taktiğin parçası olarak mevcut durumu gayet net bir şekilde açıklıyor.

Buradaki temel iddia olan Evrim teorisinin “materyalist bir dünya görüşünü temsil ettiği” iddiası o kadar temelsiz ve kolaylıkla çürütülebilir ki bir insan nasıl olup da böyle temelsiz iddialarda bulunabiliyor anlamak mümkün değil… Harun Yahya’nın iddiasına göre Evrim teorisinin ne olduğunu bilen, anlayan ve bu teorinin doğruluğunu kabul eden birisinin materyalist olması gerekir. Peki durum böyle mi? Gerçekten de teoriyi kabul edenler içinde örneğin hiç teist veya deist yok mu? Elbette var. Örneğin akıllı tasarım ve yaratılışçılığa son yıllarda en şiddetli şekilde karşı çıkan ve evrimi savunan Kenneth R. Miller bir Katoliktir. Yine yaratılışçılık ve akıllı tasarıma karşı çıkan ve evrimi savunan Francisco J. Ayala ise bir deisttir; yani tanrının varlığına inanmaktadır. Evrimsel biyoloji’nin 20. yüzyıldaki en önemli isimlerinen biri olan Theodosius Dobzhansky kendisini Ortodoks Hristiyan olarak tanımlıyordu. Aynı şekilde yine evrimsel biyolojinin en önemli isimlerinden biri olan Ronald Fisher da bir Hristiyandı. 2000-2008 Yılları arasında İnsan Genomu Projesi’nde direktör olarak çalışmış olan Francis Collins akıllı tasarım ve yaratılışçılığa karşı çıkarak evrimi (tüm canlıların ortak bir atadan türediğine ilişkin kanıtların ezici olduğunu ve evrimin Tanrı’nın yaratılış için kullandığı bir şema olduğunu söylemektedir) savunmaktadır; kendisi bir Hristiyandır. Bunlar gibi birçok örnek bulunabilir ama sanırım en meşhur olanlar bunlardır. Heralde bu bilim insanlarının evrimle ilgili bilgilerini sorgulamak bize düşmez. Şüphesiz ki Harun Yahya’nın evrimle ilgili bildiğinden çok daha fazlasını biliyorlar.

Peki Harun Yahya’nın evrim teorisinin “materyalist bir dünya görüşünün eseri” olduğu yönündeki iddiası doğruysa nasıl oluyor da bu adamlar hem evrimin doğruluğunu kabul edip hem de tanrıya inanabiliyor? Nasıl oluyor da Materyalist bir görüşün eserini inançları ile bağdaştırabiliyorlar? Acaba bu adamlar çok mu akılsızlar? Yoksa Harun Yahya’nın bu argümanı, inançlı insanların dini duygularını kullanarak onları ‘evrim karşıtı’ bir tavır almaya yöneltme amaçlı bir taktikten mi ibaret?

Yeri gelmişken Charles Darwin’den de bir alıntı ile bu konuya katkıda bulunmak faydalı olacaktır. Darwin 3 Mayıs 1879 tarihinde John Fordyce’e gönderdiği mektupta “Bir kişinin hem ateşli bir Teist hem de bir evrimci olabileceğinden şüphe edilmesi bana absürt geliyor.” diyor. Bu arada 12000 civarında Amerikalı din adamının imzaladığı; evrimin temel bilimsel bir gerçek olduğu, bu gerçeğin reddedilmesinin ve “sıradan bir teori” denilerek küçüksenmesinin bilinçli olarak cehaletin benimsenmesi ve bu cehaletin yeni nesillere aktarılması olduğunun ifade edildiği; okullardaki bilim derslerinde evrim teorisinin, insanlığın bilgi birikiminin temel bir parçası olarak öğretilmesinin savunulduğu mektuptan da bahsetmeden geçmiş olmayayım.

Ne paragrafmış ama! Maalesef bu kadar şeye rağmen işimiz bitmedi. Belki de en önemli kısıma henüz hiç dokunmadık. “Bu teori bilimsel bir kanun, ispatlanmış bir gerçek değil…” diyordu Harun Yahya Evrim Teorisi için. Evrimin teori mi, kanun mu, hipotez mi yoksa bir gerçek mi olduğu konusunda Douglas Futuyma’nın Evrim’inden ilgili bölüme bakalım:

Bilimde, hipotez, doğru olabilecek bir olayın, bilgiye dayanan bir kestirimi ya da açıklamasıdır. Bir hipotezin başlangıçta desteği zayıf olabilir, fakat geçerli bir gerçek olma noktasına dek destek görmeye devam edebilir. Copernicus (Kopernik) için yerin güneş etrafında dönüşünün desteği zayıftı; daha sonra çok destek görmüş bir hipotez olduğu için onu bir gerçek olarak kabul ederiz. Pekçok felsefeci (ve bilimciler), mutlak kesinlikle ilgili hiçbirşey bilmediklerini düşünürler. Biz ise, çok fazla kanıtla destek gören hipotezlere gerçek adını vermekteyiz.

Günlük kullanımı ile “kuram” desteksiz ve dayanaksız bir kestirimdir. Bir çok sözcük gibi, bu terimin de bilimdeki anlamı farklıdır. Bir bilimsel kuram, çeşitli gözlemleri açıklayan, akıl yürütme ve kanıtlara dayanan, olgun, birbiri ile tutarlı bağlantılı söylemlerdir. (…) Böylece atom kuramı, kuantum kuramı, levha tektoniği kuramı, çok çeşitli olay ve olguları açıklayan, kanıtlarla güçlü biçimde desteklenen birbiri ile ilişkili düşüncelerin ayrıntılı bir düzenidir.

Bu tanımlamalara göre evrim bir gerçektir. Fakat evrim gerçeğini açıklayan evrim kuramıdır.

Türlerin Kökeni’nde Darwin aslında iki ana hipotez ileri sürdü: Canlılar, ortak atadan değişerek türemişlerdir. Ve değişimin asıl nedenikalıtsal çeşitlilik üzerinde işleyen doğal seçilimdir. Değişerek türeme için Darwin bol bol kanıt sağladı. Darwin’den bugüne dek taşılbilim, türlerin coğrafi dağılımı, karşılatırmalı anatomi, embriyoloji, genetik, biyokimya ve moleküler biyolojiden elde edilen yüzlerce/binlerce gözlem ile bu hipotez doğrulandı. Böylece ortak atadan değişerek türeme hipotezi, uzun süredir bilimsel bir gerçek durumundadır.

Değişimin nasıl ortaya çıktığının ve atalardan nasıl çok çeşitli yavru döllerinin doğduğunun açıklaması evrim kuramının özünü oluşturur. Şimdi Darwin’in kalıtsal çeşitliliğin üzerinde işleyen doğal seçilim hipotezinin doğru olduğunu biliyoruzi fakat ayrıca evrimin, Darwin’in farkına vardığından daha çok nedeni olduğunu da biliyoruz. Ayrıca doğal seçilim ve kalıtsal çeşitliliğin Darwin’in varsaydığından daha karmaşık olduğunu da biliyoruz. Evrimin nedenleri üzerine bir düşünceler sistemi, mutasyon, yeniden bileşim, gen alış-verişi, yalıtım, rastgele genetik sürüklenme, doğal seçilimin birçok biçimi ve diğer etmenler bizim güncel evrim kuramı anlayışımızı ya da “evrim kuramı”nı oluşturur. Evrim kuramı, bilimdeki tüm kuramlar gibi henüz tamamlanmamıştır, çünkü evrimin tüm nedenlerini henüz bilmiyoruz, hatta bazı ayrıntıların sonradan yanlış olduğu anlaşılabilir. Fakat kuramın temel ilkeleri iyice desteklenmektedir ve biyologların çoğunluğu bunları güvenle kabul eder. (Douglas J. Futuyma, Evrim, s. 13-14)

Alıntı biraz uzun oldu farkındayım ama Harun Yahya’nın “sadece bir teori” yaklaşımının ne kadar komik ve bilimsel temelden yoksun olduğunu göstermesi açısından her cümlesinin çok önemli olduğunu düşündüğüm için bölmek istemedim. (Buna ek olarak ünlü paleontolog ve evrimsel biyolog Stephen Jay Gould’un Evolution as Fact and Theory yani “Gerçek ve Teori olarak Evrim” başlıklı makalesini ve evrimsel biyolog T. Ryan Gregory’nin Evolution as Fact, Theory, and Path yani “Gerçek, Teori ve Yol olarak Evrim“ (burada yol ile canlı türlerinin geçtiği tarihsel yol kastediliyor) başlıklı makalesini okumanızı ve bilimsel açıdan olaya nasıl bakıldığını daha ayrıntılı bir şekilde görmenizi önerebilirim.)

Yazılan herşeyi tek tek incelemenin mümkün olmadığı açık bir şekilde gözüküyor. Bir paragraftaki yanlışlara işaret edip, bunların doğrularını açıklamak bu kadar sürdüğüne göre maddenin tamamını bu şekilde incelemek ufak çaplı bir kitapçık yazmayı bile gerektirebilir. Bu nedenle yazılan herşeyin üzerinden geçmeyeceğim ki zaten maddenin devamını okursanız büyük bölümünün, ilk paragrafta yazılanların ağızda evelenip gevelenmesi ve ufak tefek değişikliklerle tekrardan pişirilip önümüze serilmesinden ibaret olduğunu göreceksiniz. Ama arada dikkatimi çeken ve okurken neredeyse koltuğumdan düşmeme neden olan bir bölümü paylaşmadan geçmek istemiyorum. Bakın Harun Yahya evrimciler hakkında neler diyor: “Evrimcilerin desteksiz varsayımlar, taraflı-gerçek dışı yorumlar, çarpıtmalar, aldatmacalar, hayali çizimler, psikolojik telkin yöntemleri, sayısız sahtekarlık ve göz boyama tekniklerinden başka bir dayanakları yoktur.”

Bu cümleyi tek bir değişiklik ile doğru hale getirmek mümkün. “Evrimcilerin” kelimesini “Yaratılışçıların” ile değiştirdiğimizde günümüz evrim-yaratılış tartışmalarındaki yaratılışçı kanadın takındığı tavrı gayet isabetli bir şekilde tarif etmiş oluruz.

Evrim Karşıtlarına Dersler: İnsan Kromozomu 2

Şekil 1. Kromozom yapısı (Büyütmek için resme tıklayın) - genome.gov

Şekil 1. Kromozom yapısı (Büyütmek için resme tıklayın) – genome.gov

Aslında herkes aşağı yukarı ne olduğunu biliyordur ama yine de Vikipedi’deki kromozom maddesinden ufak bir alıntı ile başlayalım:

Kromozom; DNA’nın “histon” proteinleri etrafına sarılmasıyla, yoğunlaşarak oluşturduğu, canlılarda kalıtımı sağlayan genetik birimlerdir.

Birçok canlı gibi insan da trilyonlarca hücreden meydana gelir. Hücre, bitkisel ya da hayvansal her türlü yaşam biçiminin en küçük birimidir. Her hücre bir sitoplazma ve çekirdekten meydana gelir. Çekirdeğin içinde ise kromozom adı verilen ipliksi parçalar bulunur. Kromozomlar, molekül yapıları çok iyi bilinen DNA (deoksiribo nükleik asit) zinciri ile histon denilen protein zincirinden oluşur. DNA zincirleri de özgül proteinleri sentezlemekle görevli gen adı verilen birimlerden oluşur.

Yani genetik bilgimiz tek bir uzun DNA zincirinde değil birçok farklı uzunluk ve içerikteki kromozomlarda saklanır ve gerektiğinde kopyalanır. Kopyalama işlemi canlılığın devamı açısından kritik öneme sahip ve rahatlıkla olmazsa olmaz diyebileceğimiz bir prosedürdür. Kromozomlarda, kopyalama veya bölünme sürecinde önemli göreve sahip bölümler vardır. Bunlardan ikisi sentromer ve telomerlerdir (sentromerlerin işlevi için buraya, telomerlerin yapı ve işlevi içinse buraya bakabilirsiniz). Bizim için burada asıl önemli olan şey sentromerlerin normalde her kromozomda sadece bir yerde, telomerlerin ise kromozomların uçlarında bulunuyor olmasıdır. Aşağıdaki şekilde kabaca hem normalde olması gereken kromozom yapısını hem de iki kromozomun uç uca eklenerek birleşmesi sonucu oluşacak bir kromozomun genel yapısını görebilirsiniz.

Uç uca kromozom birleşmesi durumunda oluşacak kromozom yapısı

Şekil 2. Uç uca kromozom birleşmesi durumunda oluşacak kromozom yapısı

Bunun ardından bazı gözlemsel verilere bakalım. Bunlar üstünde tartışma olan spekülatif şeyler değil. Direk olarak gözlemlenmiş şeyler. Yani bunları olgu veya gerçek olarak tanımlayabiliriz.

Yazının devamı ->>

Adem ile Havva’nın uzun yürüyüşü

Okuyacağınız geniş kapak dosyası, şu anda dünyada yaşayan tek insan türü olan Homo sapiens’in 200 bin yıllık dünyaya yayılış sürecini anlatıyor. İnsanın tarihini, göç yollarını, hangi coğrafyaya ne zaman ulaştığını, iklimdeki ve dünyanın coğrafi yapısındaki değişikliklerin insan üzerindeki etkilerini, insanının dönemlere göre yaşam biçimlerini ortaya çıkarmak için yapılan arkeolojik ve antropolojik çalışmalara sürpriz bir alandan destek geldi: Genetik. Son 10 yılda genetik alanındaki gelişmeler, artık insanın yürüyüşünün geriye doğru izini çok daha kesin bir biçimde sürebilmemizi sağlıyor. Bilim insanlarının yıllardır yaptıkları birçok tartışma sonuca bağlanırken, bir dizi önyargı da çöpe atılıyor; dosyamızda okuyacaksınız.

Bu sayımızda Homo sapiens’in inanılmaz yürüyüşünü tartışmalara temel olması açısından veriyoruz. Gelecek sayılarımızda, yine genetik biliminin katkılarından yola çıkarak “ırk” ve “etnisite” kavramlarını mercek altına alacağız. Ama şunu hemen söyleyelim: Genetik biliminin son yıllardaki bulguları, ırkçılığı ve etnik milliyetçiliği bilimsel olarak çürütüyor. Artık ırkçılık veya etnik milliyetçilik yapmak, “dünya düzdür” veya “çocukları leylekler getiriyor” veya “canlıları bir tasarımcı yarattı” demek kadar bilim dışı bir safsatadır.

Kapak dosyamız, http://www.bradshawfoundation.com/journey adresli internet sitesine dayanıyor. Siteyi hazırlayan ve metinleri yazan bilim insanı Stephen Oppenheimer. Sitedeki düzeni biz de yayınımızda temel aldık. Homo sapiens’in dünyaya yayılım sürecinin kritik dönemeçlerini yansıtan ayrı ayrı bölümlerden oluşuyor dosyamız. Ama toplamda genel tablo ortaya çıkıyor. Metinleri arkadaşlarımız Zeynep Yılmaz, Elif Dastarlı, Murat Çınar, Uğur Aksu, Nazan Mahsereci, Ali Doğan Yıldırım ve Baha Okar Türkçeleştirdi. Metinler popüler bir dille yazılmış olmasına karşın bazı teknik bölümler de içeriyordu. Bazı çeviri hatalarımız olabilir; okurlarımızın uyarılarını bekliyoruz.

Bir parçası olduğumuz bu uzun yürüyüşü izlemeye başlayabilirsiniz.

Yazının devamı ->>

Akıllı Tasarımın Çöküşü

Brown Üniversitesi’nden biyoloji profesörü Kenneth R. Miller‘ın The Collapse of Intelligent Design (Akıllı Tasarımın Çöküşü) konulu konferansını Türkçe altyazılı olarak aşağıdan izleyebilirsiniz. Ayrıca videonun altındaki arayüzden de Miller’ın kullandığı sunum dosyasına ulaşabilirsiniz.

Bunlara ek olarak internet üzerinden izlemek istemeyenler aşağıdaki linklerden Türkçe altyazılı videoyu indirebilirler:

http://rapidshare.com/files/137715503/KMonID.part1.rar
http://rapidshare.com/files/137715509/KMonID.part2.rar

İyi seyirler…

[blip.tv ?posts_id=1161942&dest=-1]

At, evrimi en iyi bilinen türlerden biridir

Fosiller, bize atın evriminin çok karışık bir yol izlediğini ve kökeninin milyonlarca yıl öncesine, Eosen’e kadar uzandığını göstermektedir. Özellikle Kuzey Amerika’da bol miktarda bulunan fosiller, atların buradan türediğini, daha sonra Asya’ya geçtiğini, Amerika’da kalanların Pleistosen’de salgın bir hastalık nedeniyle ortadan kalktığını kanıtlamaktadır. Bugün Amerika’da yaşayan atlar daha sonra Avrupa’dan getirilen atlardan üretilmiştir.

Prof. Dr. Ali Demirsoy
Hacettepe Üniversitesi Biyoloji Bölümü

Fosiller, bize atın evriminin çok karışık bir yol izlediğini ve kökeninin milyonlarca yıl öncesine, Eosen’e kadar uzandığını göstermektedir. Özellikle Kuzey Amerika’da bol miktarda bulunan fosiller, atların buradan türediğini, daha sonra Asya’ya geçtiğini, Amerika’da kalanların Pleistosen’de salgın bir hastalık nedeniyle ortadan kalktığını kanıtlamaktadır. Bugün Amerika’da yaşayan atlar daha sonra Avrupa’dan getirilen atlardan üretilmiştir.

Fosillerin incelenmesinden anlaşıldığı kadarıyla, atın evriminde belirli bir yol izlenmiş; fakat bu yolda birçok dallanmalar ortaya çıkmıştır. Bu yan dalların birçoğu doğal seçme ile ortadan kaldırılmıştır. Atın evriminde birinci derecede üyelerin ve dişlerin, aynı zamanda vücut büyüklüğünün değiştiğini görüyoruz.

Yazının devamı ->>

Harun Yahya’nın böcekleri

Harun Yahya’nın canlıları sınıflandırması Aristoteles döneminden kalma. Harun Yahya için bilimsel sınıflandırma metotlarının hiçbir önemi yok. Öte yandan Atlaslarda kaba hatalar ve çarpıtmalar da var. Böcek dedikleri böcek değil. Familyalar birbirine karıştırılmış. Hayat döngülerinde pupa aşaması olmayan canlıların pupalarından söz ediliyor. İşte bu tür örneklerden bir demet.

B. Mehmet Özer

Canlıların sınıflandırılmasına dair en eski çalışma, Yunanlı filozof Aristoteles tarafından yapılmıştır. Aristoteles, günümüzden yaklaşık 2300 yıl önce yaptığı sınıflandırmada canlıları yaşam ortamlarına göre (havada, karada ve suda yaşayanlar) gruplandırmıştır. O gün için bu sınıflandırma, ilerici bir özellik taşıyordu. Canlıları “benzer” özelliklerine göre sınıflandırarak onları daha sistemli bir şekilde incelemeyi amaçlıyorlardı.

Aristoteles’ten sonra da birçok filozof ya da doğa bilimci canlıları sınıflandırdı. Bu sınıflandırmalarda canlıların çeşitli “benzerlikleri”nden yararlandılar. Kimi yaşam alanlarına, kimi beslenme özelliklerine, kimi de biçimsel (morfolojik) özelliklerine göre sınıflandırdı canlıları. Ancak modern sınıflandırma, biraz önce söz ettiğimiz “görünen” niteliklerin ötesinde gen dizilimleri gibi “görünmeyen” nitelikleri kullanmaktadır. Çünkü yaşam alanları ve beslenme özellikleri bir yana morfolojik özellikler dahi canlıların sınıflandırılmasında yanıltıcı olabilir. Örneğin, bazı canlılarda erkeklerle dişiler arasında morfolojik olarak o kadar büyük fark vardır ki bu canlıların erkek ve dişileri uzun süre biyologlar tarafından farklı türler zannedilmişlerdir. Diğer yandan, sibling (kardeş) türler birbirlerine morfolojik olarak oldukça benzemelerine rağmen farklı türlerdir.

Yaratılış Atlası’nın sistematiği

Bu kısa girişten sonra, Harun Yahya’nın Yaratılış Atlası’ndaki sınıflandırmaya bakalım isterseniz. İki ciltten oluşan bu atlas büyük ölçüde (neredeyse tamamen) fosil ve o fosillerin aynısı olduğu iddia edilen yaşayan canlıların fotoğraflarından oluşuyor. Atlas’ın ilk ciddinde fosiller, dünya üzerinde bulundukları iddia edilen bölgelere göre gruplandırılmış. İkinci ciltte ise fosiller, “kara hayvanlarına”, “deniz canlılarına”, “kuşlara”, “bitkilere” ve “böceklere” ait olmak üzere beş grupta toplanmış. Şimdi bu grupları biraz daha yakından inceleyelim:

Yazının devamı ->>