Michael J. Behe’den Ortak Atadan Türeme Üzerine

the_edge_of_evolution Michael J. Behe’nin, son kitabı olan The Edge of Evolution’da ortak atadan türemeyle ilgili yazdıkları yaratılışçılara ve akıllı tasarımın yaratılışçılığa yakın kanadına (ki maalesef kalabalık ve sesi çıkan kısmı bu kanatta bulunuyor)  adeta bir ders niteliğindedir. İlk olarak kitaptaki orijinal halini aktarıp ardından da bu bölümü elimden geldiğince Türkçeleştirmeye çalışacağım:

When two lineages share what appears to be an arbitrary genetic accident, the case for common descent becomes compelling, just as the case for plagiarism becomes overpowering when one writer makes the same unusual misspellings of another, within a copy of the same words. That sort of evidence is seen in the genomes of humans and chimpanzees. For example, both humans and chimps have a broken copy of a gene that in other mammals helps make vitamin C. As a result, neither humans nor chimps can make their own vitamin C. If an ancestor of the two species originally sustained the mutation and then passed it to both descendant species, that would neatly explain the situation.

More compelling evidence for the shared ancestry of humans and other primates comes from their hemoglobin—not just their working hemoglobin, but a broken hemoglobin gene, too. …. In the region between the two gamma genes and a gene that works after birth, human DNA contains a broken gene (called a “psedugoene”) that closely resembles a working gene for a beta chain, but has features in its sequence that preclude it from coding successfully for a protein.

Chimp DNA has a very similar pseudogene at the same position. The beginning of the human pseudogene has two particular changes in two nucleotides that seem to deactivate the gene. The chimp pseudogene has the exact same changes. A bit further down in the human pseudogene is a deletion mutation, where one particular letter is missing. For technical reasons, the deletion irrevocably messes up the gene’s coding. The very same letter is missing in the chimp gene. Toward the end of the human pseduogene another letter is missing. The chimp pseudogene is missing it, too.

The same mistakes in the same gene in the same positions of both human and chimp DNA. If a common ancestor first sustained the mutational mistakes and subsequently gave rise to those two modern species, that would very readily account for why both species have them now. It’s hard to imagine how there could be stronger evidence for common ancestry of chimps and humans.

That strong evidence from the pseudogene points well beyond the ancestry of humans. Despite some remaining puzzles, there’s no reason to doubt that Darwin had this point right, that all creatures on earth are biological relatives. (Michael J. Behe, The Edge of Evolution, p. 70-71)

M. Behe, insanlar ile şempanzelerin ortak atadan türediklerine dair görüşü ne kadar da güzel bir şekilde delilleriyle ortaya koymuş değil mi?

Bir yazarın başka bir yazarın bir kelimenin yazımında yaptığı alışılmadık bir yazımda hatasının aynısı yapmasında intihal iddiasının sağlamlaşması gibi iki farklı nesil, keyfi bir genetik kaza gibi gözüken birşeyi paylaştıklarında da ortak köken görüşü ikna edici hale gelir. Bu tür bir delil insan ve şempanze genomlarında görülür. Örneğin, insanlar ve şempanzeler diğer memelilerde C vitaminine yardımcı olan bir genin bozulmuş kopyalarını taşırlar. Bunun sonucunda ne insanlar ne de şempanzeler C vitamini yapabilirler. Eğer iki türün atası bu mutasyonu taşıyorsa ve onu soyundan gelen iki türe aktardıysa bu, durumu temiz bir şekilde açıklayacaktır.

İnsanlar ile diğer primatların ortak bir atayı paylaştıklarına dair daha ikna edici delil, sadece çalışan değil aynı zamanda bozulmuş hemoglobin genlerinden gelir. İnsan DNA’sında, iki gama geni ile doğumdan sonra çalışan bir genin arasında bozuk bir gen (buna “sözde gen” denir) vardır. Bu gen, bir beta zinciri için çalışan bir geni yakın şekilde andırsa da dilizimindeki özellikler nedeniyle başarılı bir şekilde protein kodlaması yapamaz.

Şempanze DNA’sı aynı pozsiyonda çok benzer bir sözde gene sahiptir. İnsan sözde geninin başlarında, genin deaktive olmasına neden olan iki tane belirli nükleotid değişikliği vardır. Şempanze sözde geninde de tam olarak aynı değişiklik vardır. İnsan sözde geninin biraz ilerilerinde bir yerde belirli bir harf eksiktir, burada eksilme mutasyonu olmuştur. Teknik deneylerden dolayı bu silinme, geri alınamaz şekilde genin kodlamasını karıştırmıştır. Tam da aynı harf şempanze geninde de bulunmamaktadır. İnsan sözde geninin sonlarına doğru bir harf daha kayıptır. Bu harf şempanze sözde geninde de kayıptır.

İnsan ve şempanze DNA’larındaki aynı genlerdeki aynı pozisyonlarda aynı hatalar. Eğer bir ortak ata ilk olarak bu mutasyonel hatalara sahip olup sonrasında bu iki modern türün doğuşuna neden olduysa, bu durum bu iki türün neden bu hatalara sahip olduğunu açıklayacaktır. Şempanzeler ile insanların ortak ataya sahip olduğu görüşüne daha kuvvetli nasıl bir delil olabileceğini hayal etmesi zor.

Sözde genlerde elde edilen bu kuvvetli delil insanların atasından çok ötesine işaret etmektedir. Geriye kalan birkaç bilmeceye rağmen Darwin’in, Dünya üzerindeki tüm canlıların biyolojik akrabalar olduğuna yönelik tespitinin doğruluğundan şüphe etmek için hiçbir sebep yok. (Michael J. Behe, The Edge of Evolution, s. 70-71)

Sanırım M. Behe herşeyi gayet açık bir şekilde ortaya koymuş. Bunun üzerine ortak atadan türemeyle ilgili yorum yapmayı gereksiz görüyorum. Sadece ufak bir noktaya açıklık getirmek isterim. Behe’nin evrim teorisini genel kabul gördüğü şekliyle desteklediğini iddia etmiyorum. Behe, elbette evrimin tamamen doğal nedenlerle, bilinçli bir tasarımcının tasarımı olmadan gerçekleşebileceğini kabul etmiyor. Benim burada göstermeye çalıştığım şey, ortak atadan türeme gibi su götürmez delillerle desteklenen, üzerinde tartışılması bile absürt olacak bilimsel gerçeklerin bazı insanlar tarafından hem de bilimsellik kisvesi altında saldırıya uğruyor olması ve bilimsellikle uzaktan yakından ilgisi olmayan, dürüstlükten uzak yöntemlerle eleştiriliyor olmasıdır. Eğer gerçekleri biraz olsun önemseyen, dürüst, samimi biriyseniz bu tip bilimsel gerçekleri hedef alanlara karşı tavrınızı ortaya koymaktan çekinmeyin. Gerçekleri savunmakla nahai olarak hiçbir şey kaybetmezsiniz.

Evrim Teorisi bilimsel ve geçerli bir teori değil midir?

Herkese merhaba. İlk olarak bana Turan Dursun Sitesi’nde böyle bir köşe veren site yöneticilerine teşekkürlerimi sunmak isterim. Bu köşede her ay farklı bir konuyu ele almayı düşünüyorum. Ele alacağım konuları genellikle Harun Yahya’nın kitaplarından ve internet sitelerinden belirleyeceğim. Elbette başka evrim karşıtı metinleri de zaman içinde inceleyeceğim fakat bu kategoride en büyük pay Harun Yahya’nın olduğu için haliyle çoğunlukla onun yazılarını gündemime almış olacağım.

İlk olarak Harun Yahya’nın “20 Soruda Evrim Teorisi’nin Çöküşü” adlı kitabından başlamayı düşünüyorum. Bu ayki yazımda 20 sorunun ilki olan “Evrim Teorisi neden bilimsel ve geçerli bir teori değildir?” başlıklı bölümü inceleyeceğim:

Evrim Teorisi yeryüzündeki canlılığın tesadüfler sonucunda, doğal şartlarla kendiliğinden meydana geldiğini savunur. Bu teori bilimsel bir kanun, ispatlanmış bir gerçek değil bilimsellik kisvesi altında toplumlara empoze edilmeye çalışılan Materyalist bir dünya görüşüdür. Modern bilim tarafından her alanda yalanlanan bu teorinin en büyük dayanakları ise birtakım hile, sahtekarlık, çarpıtma, aldatmaca ve göz boyamalardan oluşan telkin ve propaganda yöntemleridir.

Buradan anlaşılan ilk şey Harun Yahya’nın Evrim Teorisi’nin neyle ilgili olduğunu, neleri açıklamaya çalışan bir teori olduğunu bilmediğidir. Evrim Teorisi’nin yaşamın nasıl başladığını açıkladığını sanıyor. Belli ki yaşamın kökeninin farklı bir dal ve araştırma konusu olduğunun farkında bile değil. (Yaşamın kökeniyle ilgili tezler, hipotezler ve modeller için bakınız: Abiyogenez) Yaşamın doğaüstü bir dış müdahele olmadan doğal koşullarla kendiliğinden oluşması anlamına gelen abiyogenezin, evrim teorisiyle olan ilişkisine dair Laurence A. Moran’ın Evrim ve Abiogenez başlıklı makalesini okumanızı önerebilirim.

Evrim Teorisi bugün dünya üzerinde görmekte olduğumuz canlılığın çeşitliliğini açıklamaya çalışır; kökenini değil. ABD’li biyolog Douglas J. Futuyma 2008 yılında Türkçe’ye “Evrim” adıyla çevrilen ve Palme Yayınevi’nden çıkan kitabında Darwin’in Evrim Kuramı alt başlıklı bölümde şöyle demektedir: “Türlerin kökeni iki büyük sava sahiptir: Birincisi Darwin’in değişerek türeme kuramıdır. Bu kuram tüm türlerin -bugün yaşayanlar ya da ortadan kalkmışlar dahil- kesintisiz olarak bir ya da birkaç ilk yaşam formundan köken aldığını söyler.” (Douglas J. Futuyma, Evrim, s. 7)

Görüldüğü gibi Darwin türlerin kökenini bir veya birkaç ilk yaşam formuna dayandırmıştır. Geçmişte yaşamış olan ve bugün yaşamakta olan türlerin kökenini ilk canlılara dayandırarak ‘evrim’ ile açıklamaya çalışmaktadır. Yani başka bir deyişle yaşamın varlığını kabul etmektedir. Evrim Teorisi yaşamın değil farklı türlerin nasıl oluştuğunu açıklamaya çalışır. Zaten teoriyle az-çok ilgilenen herkes evrimin mekanizmalarının yaşamın kökenini açıklamakla ilgisi olmadığını, türleşmenin nasıl gerçekleştiğini açıklamaya çalıştığını bilir. (Bu konuda ayrıntılı bilgi için Evrimsel Biyolojiye Giriş başlıklı makaleyi okuyabilirsiniz.)

Paragrafın devamı ise başlangıcından beter. Evrim Teorisi’nin ‘bilimsellikle ilgisi olmayan; Materyalist, Ateist, Komünist, Marksist, Leninist, Stalinist, Maoist… (aklınıza başka ne geliyorsa ekleyebilirsiniz) bir komplo teorisinin parçası olduğu’ türünden garip bir iddia ile dini duyarlılığı olan okuyucuların aklı çelinmeye çalışılıyor. Evrim teorisinin dayanaklarının çarpıtma ve sahtekarlıklar olduğu gibi akıllara zarar bir iddia ortaya atılıyor. Yıllardır bu tartışmaları takip eden biri olarak bunların (çarpıtma, manipülasyon, dezenformasyon, kandırma, aldatma, vb..) genel olarak yaratılışçıların yegâne ve değişmez taktikleri olduğunu sayısız kere gözlemlemişimdir. Zaten Harun Yahya’nın bu tip bir iddiada bulunuyor olması da yine bu tip bir taktiğin parçası olarak mevcut durumu gayet net bir şekilde açıklıyor.

Buradaki temel iddia olan Evrim teorisinin “materyalist bir dünya görüşünü temsil ettiği” iddiası o kadar temelsiz ve kolaylıkla çürütülebilir ki bir insan nasıl olup da böyle temelsiz iddialarda bulunabiliyor anlamak mümkün değil… Harun Yahya’nın iddiasına göre Evrim teorisinin ne olduğunu bilen, anlayan ve bu teorinin doğruluğunu kabul eden birisinin materyalist olması gerekir. Peki durum böyle mi? Gerçekten de teoriyi kabul edenler içinde örneğin hiç teist veya deist yok mu? Elbette var. Örneğin akıllı tasarım ve yaratılışçılığa son yıllarda en şiddetli şekilde karşı çıkan ve evrimi savunan Kenneth R. Miller bir Katoliktir. Yine yaratılışçılık ve akıllı tasarıma karşı çıkan ve evrimi savunan Francisco J. Ayala ise bir deisttir; yani tanrının varlığına inanmaktadır. Evrimsel biyoloji’nin 20. yüzyıldaki en önemli isimlerinen biri olan Theodosius Dobzhansky kendisini Ortodoks Hristiyan olarak tanımlıyordu. Aynı şekilde yine evrimsel biyolojinin en önemli isimlerinden biri olan Ronald Fisher da bir Hristiyandı. 2000-2008 Yılları arasında İnsan Genomu Projesi’nde direktör olarak çalışmış olan Francis Collins akıllı tasarım ve yaratılışçılığa karşı çıkarak evrimi (tüm canlıların ortak bir atadan türediğine ilişkin kanıtların ezici olduğunu ve evrimin Tanrı’nın yaratılış için kullandığı bir şema olduğunu söylemektedir) savunmaktadır; kendisi bir Hristiyandır. Bunlar gibi birçok örnek bulunabilir ama sanırım en meşhur olanlar bunlardır. Heralde bu bilim insanlarının evrimle ilgili bilgilerini sorgulamak bize düşmez. Şüphesiz ki Harun Yahya’nın evrimle ilgili bildiğinden çok daha fazlasını biliyorlar.

Peki Harun Yahya’nın evrim teorisinin “materyalist bir dünya görüşünün eseri” olduğu yönündeki iddiası doğruysa nasıl oluyor da bu adamlar hem evrimin doğruluğunu kabul edip hem de tanrıya inanabiliyor? Nasıl oluyor da Materyalist bir görüşün eserini inançları ile bağdaştırabiliyorlar? Acaba bu adamlar çok mu akılsızlar? Yoksa Harun Yahya’nın bu argümanı, inançlı insanların dini duygularını kullanarak onları ‘evrim karşıtı’ bir tavır almaya yöneltme amaçlı bir taktikten mi ibaret?

Yeri gelmişken Charles Darwin’den de bir alıntı ile bu konuya katkıda bulunmak faydalı olacaktır. Darwin 3 Mayıs 1879 tarihinde John Fordyce’e gönderdiği mektupta “Bir kişinin hem ateşli bir Teist hem de bir evrimci olabileceğinden şüphe edilmesi bana absürt geliyor.” diyor. Bu arada 12000 civarında Amerikalı din adamının imzaladığı; evrimin temel bilimsel bir gerçek olduğu, bu gerçeğin reddedilmesinin ve “sıradan bir teori” denilerek küçüksenmesinin bilinçli olarak cehaletin benimsenmesi ve bu cehaletin yeni nesillere aktarılması olduğunun ifade edildiği; okullardaki bilim derslerinde evrim teorisinin, insanlığın bilgi birikiminin temel bir parçası olarak öğretilmesinin savunulduğu mektuptan da bahsetmeden geçmiş olmayayım.

Ne paragrafmış ama! Maalesef bu kadar şeye rağmen işimiz bitmedi. Belki de en önemli kısıma henüz hiç dokunmadık. “Bu teori bilimsel bir kanun, ispatlanmış bir gerçek değil…” diyordu Harun Yahya Evrim Teorisi için. Evrimin teori mi, kanun mu, hipotez mi yoksa bir gerçek mi olduğu konusunda Douglas Futuyma’nın Evrim’inden ilgili bölüme bakalım:

Bilimde, hipotez, doğru olabilecek bir olayın, bilgiye dayanan bir kestirimi ya da açıklamasıdır. Bir hipotezin başlangıçta desteği zayıf olabilir, fakat geçerli bir gerçek olma noktasına dek destek görmeye devam edebilir. Copernicus (Kopernik) için yerin güneş etrafında dönüşünün desteği zayıftı; daha sonra çok destek görmüş bir hipotez olduğu için onu bir gerçek olarak kabul ederiz. Pekçok felsefeci (ve bilimciler), mutlak kesinlikle ilgili hiçbirşey bilmediklerini düşünürler. Biz ise, çok fazla kanıtla destek gören hipotezlere gerçek adını vermekteyiz.

Günlük kullanımı ile “kuram” desteksiz ve dayanaksız bir kestirimdir. Bir çok sözcük gibi, bu terimin de bilimdeki anlamı farklıdır. Bir bilimsel kuram, çeşitli gözlemleri açıklayan, akıl yürütme ve kanıtlara dayanan, olgun, birbiri ile tutarlı bağlantılı söylemlerdir. (…) Böylece atom kuramı, kuantum kuramı, levha tektoniği kuramı, çok çeşitli olay ve olguları açıklayan, kanıtlarla güçlü biçimde desteklenen birbiri ile ilişkili düşüncelerin ayrıntılı bir düzenidir.

Bu tanımlamalara göre evrim bir gerçektir. Fakat evrim gerçeğini açıklayan evrim kuramıdır.

Türlerin Kökeni’nde Darwin aslında iki ana hipotez ileri sürdü: Canlılar, ortak atadan değişerek türemişlerdir. Ve değişimin asıl nedenikalıtsal çeşitlilik üzerinde işleyen doğal seçilimdir. Değişerek türeme için Darwin bol bol kanıt sağladı. Darwin’den bugüne dek taşılbilim, türlerin coğrafi dağılımı, karşılatırmalı anatomi, embriyoloji, genetik, biyokimya ve moleküler biyolojiden elde edilen yüzlerce/binlerce gözlem ile bu hipotez doğrulandı. Böylece ortak atadan değişerek türeme hipotezi, uzun süredir bilimsel bir gerçek durumundadır.

Değişimin nasıl ortaya çıktığının ve atalardan nasıl çok çeşitli yavru döllerinin doğduğunun açıklaması evrim kuramının özünü oluşturur. Şimdi Darwin’in kalıtsal çeşitliliğin üzerinde işleyen doğal seçilim hipotezinin doğru olduğunu biliyoruzi fakat ayrıca evrimin, Darwin’in farkına vardığından daha çok nedeni olduğunu da biliyoruz. Ayrıca doğal seçilim ve kalıtsal çeşitliliğin Darwin’in varsaydığından daha karmaşık olduğunu da biliyoruz. Evrimin nedenleri üzerine bir düşünceler sistemi, mutasyon, yeniden bileşim, gen alış-verişi, yalıtım, rastgele genetik sürüklenme, doğal seçilimin birçok biçimi ve diğer etmenler bizim güncel evrim kuramı anlayışımızı ya da “evrim kuramı”nı oluşturur. Evrim kuramı, bilimdeki tüm kuramlar gibi henüz tamamlanmamıştır, çünkü evrimin tüm nedenlerini henüz bilmiyoruz, hatta bazı ayrıntıların sonradan yanlış olduğu anlaşılabilir. Fakat kuramın temel ilkeleri iyice desteklenmektedir ve biyologların çoğunluğu bunları güvenle kabul eder. (Douglas J. Futuyma, Evrim, s. 13-14)

Alıntı biraz uzun oldu farkındayım ama Harun Yahya’nın “sadece bir teori” yaklaşımının ne kadar komik ve bilimsel temelden yoksun olduğunu göstermesi açısından her cümlesinin çok önemli olduğunu düşündüğüm için bölmek istemedim. (Buna ek olarak ünlü paleontolog ve evrimsel biyolog Stephen Jay Gould’un Evolution as Fact and Theory yani “Gerçek ve Teori olarak Evrim” başlıklı makalesini ve evrimsel biyolog T. Ryan Gregory’nin Evolution as Fact, Theory, and Path yani “Gerçek, Teori ve Yol olarak Evrim“ (burada yol ile canlı türlerinin geçtiği tarihsel yol kastediliyor) başlıklı makalesini okumanızı ve bilimsel açıdan olaya nasıl bakıldığını daha ayrıntılı bir şekilde görmenizi önerebilirim.)

Yazılan herşeyi tek tek incelemenin mümkün olmadığı açık bir şekilde gözüküyor. Bir paragraftaki yanlışlara işaret edip, bunların doğrularını açıklamak bu kadar sürdüğüne göre maddenin tamamını bu şekilde incelemek ufak çaplı bir kitapçık yazmayı bile gerektirebilir. Bu nedenle yazılan herşeyin üzerinden geçmeyeceğim ki zaten maddenin devamını okursanız büyük bölümünün, ilk paragrafta yazılanların ağızda evelenip gevelenmesi ve ufak tefek değişikliklerle tekrardan pişirilip önümüze serilmesinden ibaret olduğunu göreceksiniz. Ama arada dikkatimi çeken ve okurken neredeyse koltuğumdan düşmeme neden olan bir bölümü paylaşmadan geçmek istemiyorum. Bakın Harun Yahya evrimciler hakkında neler diyor: “Evrimcilerin desteksiz varsayımlar, taraflı-gerçek dışı yorumlar, çarpıtmalar, aldatmacalar, hayali çizimler, psikolojik telkin yöntemleri, sayısız sahtekarlık ve göz boyama tekniklerinden başka bir dayanakları yoktur.”

Bu cümleyi tek bir değişiklik ile doğru hale getirmek mümkün. “Evrimcilerin” kelimesini “Yaratılışçıların” ile değiştirdiğimizde günümüz evrim-yaratılış tartışmalarındaki yaratılışçı kanadın takındığı tavrı gayet isabetli bir şekilde tarif etmiş oluruz.

Evrim Karşıtlarına Dersler: İnsan Kromozomu 2

Şekil 1. Kromozom yapısı (Büyütmek için resme tıklayın) - genome.gov

Şekil 1. Kromozom yapısı (Büyütmek için resme tıklayın) – genome.gov

Aslında herkes aşağı yukarı ne olduğunu biliyordur ama yine de Vikipedi’deki kromozom maddesinden ufak bir alıntı ile başlayalım:

Kromozom; DNA’nın “histon” proteinleri etrafına sarılmasıyla, yoğunlaşarak oluşturduğu, canlılarda kalıtımı sağlayan genetik birimlerdir.

Birçok canlı gibi insan da trilyonlarca hücreden meydana gelir. Hücre, bitkisel ya da hayvansal her türlü yaşam biçiminin en küçük birimidir. Her hücre bir sitoplazma ve çekirdekten meydana gelir. Çekirdeğin içinde ise kromozom adı verilen ipliksi parçalar bulunur. Kromozomlar, molekül yapıları çok iyi bilinen DNA (deoksiribo nükleik asit) zinciri ile histon denilen protein zincirinden oluşur. DNA zincirleri de özgül proteinleri sentezlemekle görevli gen adı verilen birimlerden oluşur.

Yani genetik bilgimiz tek bir uzun DNA zincirinde değil birçok farklı uzunluk ve içerikteki kromozomlarda saklanır ve gerektiğinde kopyalanır. Kopyalama işlemi canlılığın devamı açısından kritik öneme sahip ve rahatlıkla olmazsa olmaz diyebileceğimiz bir prosedürdür. Kromozomlarda, kopyalama veya bölünme sürecinde önemli göreve sahip bölümler vardır. Bunlardan ikisi sentromer ve telomerlerdir (sentromerlerin işlevi için buraya, telomerlerin yapı ve işlevi içinse buraya bakabilirsiniz). Bizim için burada asıl önemli olan şey sentromerlerin normalde her kromozomda sadece bir yerde, telomerlerin ise kromozomların uçlarında bulunuyor olmasıdır. Aşağıdaki şekilde kabaca hem normalde olması gereken kromozom yapısını hem de iki kromozomun uç uca eklenerek birleşmesi sonucu oluşacak bir kromozomun genel yapısını görebilirsiniz.

Uç uca kromozom birleşmesi durumunda oluşacak kromozom yapısı

Şekil 2. Uç uca kromozom birleşmesi durumunda oluşacak kromozom yapısı

Bunun ardından bazı gözlemsel verilere bakalım. Bunlar üstünde tartışma olan spekülatif şeyler değil. Direk olarak gözlemlenmiş şeyler. Yani bunları olgu veya gerçek olarak tanımlayabiliriz.

Yazının devamı ->>

Evrim Karşıtı İddialara Cevaplar

cdk007‘nin iki videosu Razorhead tarafından Türkçeleştirilmiş. Kendisine teşekkürlerimi sunuyor ve çalışmalarının devamını diliyorum. İyi seyirler.

Evrim Teorisi Karşıtı 10 İddia ve Cevapları

Direkt link: http://www.youtube.com/watch?v=VEHpu1I0TXs

Bilinçli Tasarım Neden Doğru Değil?

Direkt link: http://www.youtube.com/watch?v=V7ym4C0i7V0

Evrim Karşıtlarına Dersler: Stephen Jay Gould ve Alan Feduccia

Stephen Jay Gould ve Alan Feduccia, evrim karşıtlarının sıkça alıntı yaptığı ve evrim karşıtı görüşlerine destek sağlamak için kullandıkları iki talihsiz bilim insanıdır. Gould ve Feduccia’dan yapılan alıntılarla, bu kişiler geçiş formlarının olmadığını savunuyormuş gibi gösterilmeye çalışılır ve böylece evrim karşıtı görüşler bilim insanları tarafından sanki geniş bir destek görüyormuş havası verilmeye çalışılır. Feduccia genellikle Archaeopteryx’in geçiş formu olup olmadığı konusunda alıntılanırken Gould, hem genel anlamda geçiş formları konusunda hem de Archaeopteryx’le ilgili olarak alıntılanır. Şimdi bu iki bilim insanının geçiş formları, Archaeopteryx ve yaratılışçıların taktikleriyle ilgili düşüncelerine bakalım.

İlk olarak Gould’un geçiş formlarının varlığı hakkında ne dediğine ve yaratılışçıların kendisini geçiş formlarının olmadığını söylüyormuş gibi göstermesiyle ilgili görüşlerine bakalım:

Yazının devamı ->>

Adnan Oktar’ın istediği oldu

Dünya basını için tekneyle boğaz turu eşliğinde yaptığı basın toplantısında Adnan Oktar şöyle diyordu:

[…]kitabın [Yaratılış Atlası kastediliyor burada -dv] yasaklanması talebi var. Bu çok çirkin, çok zavallıca ve çok aciz bir üslup. Fikre karşı fikirle çıkılır. Mesela eğer bu kitap yanlışsa, anlatılanlar yanlışsa bunu anlatan bir kitapçık çıkarılır, konu biter.

Sonunda Adnan Oktar’ın istediği oldu ama ufak bir farkla. Ortaya çıkan şey bir kitapçık değil yaklaşık 450 sayfalık bir kitap oldu: Harun Yahya Safsatası ve Evrim Gerçeği. Aslında bu kitapta sadece Yaratılış Atlas’ı değil Adnan Oktar’ın diğer birçok kitabındaki yanlışlara değiniliyor. Bilim ve Gelecek yayınlarından çıkan bu kitapta birçok bilim insanı, Harun Yahya adıyla çıkan kitaplardaki iddialara yanıt veriyor. Kitabın arka kapağında şöyle diyor:

Elinizdeki kitap bilimin safsataya yanıtıdır: Küresel gericiliğin merkezi ABD’de üretilen ve ülkemizde Harun Yahya imzasıyla fosil sergileri ve Yaratılış Atlaslan’nda bire bir tekrarlanan yaratılışçı İddialar, dünyanın ve ülkemizin değerli bilim insanları tarafından teker teker yanıtlanıyor.

Canlılar milyonlarca yıldır değişmiyor mu? Fosiller canlıların milyonlarca yıldır değişmediğini mi gösteriyor? Türler arası geçiş biçimleri yok mu? Yeni bir türün evrimi gözlenmedi mi? Genetik araştırmalar evrim kuramını çürütüyor mu? Hücrenin nasıl oluştuğu evrim kuramı İle açıklanamıyor mu? Mutasyonlar hep zararlı mıdır? Göz evrim geçirmedi mi? Karmaşık yapıların evrimle oluşması olanaksız mı? At evrim geçirmedi mi? Termodinamiğin İkinci yasası evrim kuramıyla çelişiyor mu? Taş Devri hiç yaşanmadı mı?Tektanrılı din, tarihin İlk gününden beri var mıydı? Nuh’un gemisi buharlı gemi miydi?.. Mısırlılar elektrik mi kullanıyordu?.. Darwin, ırkçı ve Türk düşmanı mıydı?..

Bilimsel olarak hiçbir geçerliliği olmayan, ama politik bağlamı nedeniyle etkinlik alanı kazanan safsata niteliğindeki bu iddialar karşısında, Dr. Erdal Atabek, Prof. Dr. Berna Alpagut, Dr. Kenan Ateş, Dr. Andrew Berry, Prof. Dr. Jerry Coyne, Prof. Dr. Betül Çotuksöken, Prof. Dr. Richard Dawkins, Prof. Dr. Ali Demirsoy, Prof. Dr. Haluk Ertan, Prof. Dr. Sevil Gülçur, Çevirmen Feryal Halatçı, Bilim ve Gelecek Dergisi Yayın Yönetmeni Ender Helvacıoğlu, Doç. Dr. Osman Gürel, Prof. Dr. Steve Jones, Prof. Dr. Aykut Kence, Prof. Dr. Yaman Örs, Dr. Sibel Özbudun, Doç. Dr. Ergi Deniz Özsoy, Prof. Dr. Rennan Pekünlü, Prof. Dr. Şevket Ruacan, Prof. Dr. Mehmet Sakınç, Doç. Dr. Alâeddin Şenel, Prof. Dr. A. M. Celal Şengör, Prof. Dr. Aslıhan Tolun, Prof. Dr. Cemal Yıldırım ve daha pek çok bilim İnsanı sonsözü söylüyorlar: Evrim kuramı olmadan bilim olmaz!

Adnan Oktar “…eğer bu kitap yanlışsa, anlatılanlar yanlışsa bunu anlatan bir kitapçık çıkarılır, konu biter” demişti. Sanırım bilim insanları bu çağrıya kulak verdi ve Adnan Oktar’ın istediği gibi konuyu kapattılar. Bu kitabın ortaya çıkmasında emeği geçen herkese sevgi ve saygılarımı iletiyorum.

Bu arada kitabı satın alabileceğiniz birkaç link vereyim: Pandora, NetKitap, KitapTürk, KitapGalerisi, KitapYurdu

Not: YouTube’a erişemeyenler, basın toplantısının videolarına aşağıdaki adreslerden ulaşabilirler.

1. bölüm: http://www.harunyahya.tv/detail.php?l=1&pid=4766
2. bölüm: http://www.harunyahya.tv/detail.php?l=1&pid=4767

Adnan Oktar’nın El Cezire Röportajı

El-Cezire kanalının Adnan Oktar ile 06.08.2007 tarihinde yaptığı röportajdan ilginç bulduğum bölümleri paylaşmak istiyorum (http://www.harunyahya.tv/detail.php?l=1&pid=4772&cid=0):

El Cezire: Hocam sizin yazdığınız kitaplara gidelim. Şimdi sizin bir kitabınız var “Evrim Aldatmacası”. Orada şeyden bahsediyorsunuz, diyorsunuz ki… Orada hocam ırkçılığın, faşizmin ve materyalizmin ve terörün oradan kaynaklandığını, bu teoriden kaynaklandığını bahsediyorsunuz.

Adnan Oktar: Evet.

El Cezire: Şimdi hocam bunu daha çok açar mısınız? Terörle evrim teorisi arasındaki ilişkiyi daha çok açıklar mısınız bize? Okumaya devam et