Vay Garibanlar Vay

darwiniusBu garibanlar kim biliyor musuz? Bilim adamları. Peki onlara acıyan “vay garibanlar vay” diyen kim? Harun Yahya. Geçtiğimiz ay haberleri çıkan 47 milyon yıllık Ida adı verilen primat fosili Harun Yahya ve tayfasını çok kızdırmış gibi gözüküyor. Darwin’in doğumunun 200. yılı olması nedeniyle Darwin’i onurlandırmak adına Darwinius masillae olarak adlandırılan, neredeyse mükemmel bir şekilde korunmuş olan primat fosili 1983 yılında bulunmuş fakat sadece son 2 yıldır üzerinde çalışmalar yapılıyordu. Çalışmalar bitip sonuçlar duyurulduğunda yaratılışçılar pek de mutlu olmadılar elbette. Her zamanki zırvalarına başladılar.

Harun Yahya’nın Ida hakkında söylediklerine bakalım:

Dünyada yaşamış türlerin %90’ının soyu tükenmiştir. Lemurun ise 99 türü vardır. Ve bu 99 türün 16’sının soyu tükenmiştir. Yeni bulunan fosillerle de soyu tükenmiş lemur türlerinin sayısı artmaktadır. Pek çok tür ise tükenip kaybolmuştur. Bulunan fosil Ida da soyu tükenip kaybolan lemur türlerinden biridir. Bu fosil, diğer bulunan soyu tükenmiş türler gibi hiçbir ara form özelliği göstermemektedir, mükemmel bir canlıdır. Bu da yaratılışa delildir.

Yok yok şaka falan değil. Gayet ciddi ciddi yazılmış şeyler bunlar. Bilim adamları neredeyse mükemmel bir şekilde korunmuş bir fosil üzerinde 2 yıl çalışıyorlar, gayet ayrıntılı ve uzun çalışmalar sonucunda bir sonuca ulaşıyorlar ama pek muhterem Harun Yahya sırf bu sonucu beğenmediği için kendi inançlarına uyacak bir sonucu hiçbir bilimsel temele, delile veya analize dayandırmadan insanlara empoze etmeye çalışyor. Ida soyu tükenmiş bir lemurmuş aslında. Delil nerede? Bu sonucu destekleyen herhangi bir bilimsel çalışma, araştırma var mı? Bu sonuca hangi verilerden ulaşıldı? Sanırım her zamanki yöntem kullanıldı yine: Resimlere bakmak. Harun Yahya’yı özeli kılan, bilim dünyasında eşsiz bir yere sahip olmasını sağlayan ve herkesi kendisine hayran bıraktıran muhteşem bir yeteneği var. Harun Yahya’yı ve çalışmalarını yıllardır takip ettiğim için fosil ve canlı resimlerine bakarak canlıların “tamamen aynı” olup olmadıklarını rahatlıkla söyleyebilmek gibi olağanüstü bir yeteneği olduğu sonucuna vardım. Özellikle Yaratılış Atlası adlı muhteşem (!!!) eserinde yüzlerce kere cömertçe gösterdiği gibi kendisi sadece resimlere bakarak canlıları ve fosilleri en ince ayrıntılarına kadar analiz etme yeteneğine sahiptir.

Ama bunun yanında evrim konusunda çok ciddi bilgi eksikleri olduğunu da üzülerek belirtmek zorundayım. Örneğin, “hiçbir ara form özelliği göstermemektedir, mükemmel bir canlıdır” demesi bana biraz garip geldi. Ara form özelliği olmaması ile mükemmel bir canlı olması arasında nasıl bir ilişki kurulmuş anlayamadım. Sanırım Harun Yahya, geçiş canlılarının çok ciddi eksikleri olan yarım yamalak canlılar olduğu gibi garip bir düşünceye sahip. Örneğin, tek kollu goril, üç ayaklı at, tek kulaklı tavşan, tek gözlü inek, burunsuz insan vb… İlk olarak bu çarpık düşünceden kurtulmak gerekiyor. Böyle saçma sapan bir görüşü hiçbir bilim adamı savunmuyor. Kimse böyle birşey iddia etmiyor. Bilim adamları, bir canlının geçiş formu olduğunu söylediklerinde o canlının yarım yamalak olduğunu belirtmiyorlar. Burada bilimsel kavramlarla ilgili çok açık bir yanlış anlama olduğu görülüyor.

Tabi bir de sondaki “Bu da yaratılışa delildir.” biraz yersiz olmuş sanki. Bu şuna benzemiş: “Geçen gün yağmur yağdı, bu da yaratılışa delildir, o zaman Allah vardır.” Aklı başında insanların bu tip absürt çıkarımlar yapması gerçekten çok üzücü.

Hiçbir bilim adamı bunu ara fosil olarak kabul etmez. Bu tam, kusursuz, mükemmel bir canlıdır. Bu da Yaratılış gerçeğinin büyük bir delilidir.

Neden? Var mı bilimsel bir açıklama? Elbette yok. Sadece ünlü sihirbazımızın bir çift sözü. Bazıları için bu sözler yeterli olabilir ama benim için değil. İki yıl boyunca bu fosil üzerinde çalışan bilimcilerin ortaya koydukları bilimsel bir makale var. Oradan buradan duyduklarına itiraz etmeden önce aklı başında bir insanın ilk olarak halka açık bir şekilde internette yayımlanan bu makaleyi açıp okuması gerekir. Bu makalede sunulan bilgileri sindirerek okuması ve çıkarılan sonuçları irdelemesi gerekir. Eğer bilgilerde itiraz ettiği birşey varsa veya bilgiler ışığında varılan sonuçlarla ilgili itirazları varsa bunu ortaya koyması gerekir. Peki Harun Yahya bunlardan hangisini yapıyor? Kendine has komik üslubuyla itirazlarını 6 madde halinde sıralamış. Şimdi bu maddelere tek tek bakalım:

1. Fosilin %95’i tamdır. Dolayısıyla canlının, iç organları dahil, tüm detaylarını inceleyebilmek mümkün olmuştur. ve canlı, türlere has değişkenlik gösteren birkaç detay dışında tüm özellikleriyle MÜKEMMEL BİR LEMUR TÜRÜDÜR.

Harun Yahya’a kötü bir haberim var. Yanlış, gerçek dışı şeyleri büyük ve kalın harflerle yazınca o şey bir anda doğru olmuyor. İlgili makaleyi açıp okuma zahmetine katlanan herhangi bir kişinin rahatlıkla idrak edebileceği gibi Ida kesinlikle bir lemur türü falan değildir. Özellikle makaledeki 3 numaralı tabloyu incelerseniz, bu iddianın ne kadar komik ve gerçeklikle uzaktan yakından ilgisi olmayan bir uydurma olduğunu rahatlıkla görebilirsiniz.

2. Darwinist yayınlar, Ida’nın bükülebilen baş parmağının olduğunu ve bu özelliğin diğer memelilerden farklı ama insan ile aynı olduğunu iddia etmişlerdir. Oysa bugün yaşayan lemurların da başparmakları bu şekildedir.

Bu da maalesef (ama şaşırtıcı olmayan bir şekilde) gerçek değil. Primatların büyük bir bölümünde “opposable thumb” denilen türde baş parmak vardır. Kaldı ki makalenin hiçbir yerinde lemurların bükülebilen başparmağı olmadığı, bunun sadece insanlarda bulunan bir özellik olduğu ve aynı zamanda Ida’da da bulunduğu söylenmiyor. Burada açık bir çarpıtma, yanlış yönlendirme var. Makalede Ida fosili ayrıntılı bir şekilde incelenip, her türlü özelliğiyle ilgili bilgiler sunulduğu için başparmağının bükülebilir olduğunun şüphe götürmez olduğu ifade ediliyor. Bunun dışında lemurların başparmaklarının bükülebilir olmadığı veya bunun sadece insanlarda olan bir özellik olduğu gibi şeyler kesinlikle makalede bulunmuyor. Zaten bütün makalede sadece bir yerde bu konuya değinilmiş ve geçilmiş.

3. Aynı şekilde Darwinistler Ida’nın tırnaklarının olmasını da iddialarına delil olarak göstermeye çalışmaktadırlar. Oysa diğer primatların da tırnakları bulunmaktadır.

Maalesef yine yukardakiyle aynı çarptıma burada da var. Makalenin hiçbir yerinde Ida’nın tırnaklarının olması herhangi bir iddiaya delil olarak gösterilmiyor. Tırnaklı olduğu gerçeğine birkaç yerde değiniliyor. Daha önce de belirttiğim gibi neredeyse mükemmel bir şekilde korunmuş bir fosil olduğu için, bu fosil üzerinde iki yıl çalışan bilim adamları fosille ilgili tespit edebildikleri her türlü ayrıntıyı ve özelliği bu makalede belirtmeye çalışmışlar. Bükülebilir başparmak ve tırnaklar bu özelliklerden sadece ikisi. Ama asıl önemli ve kayda değer olanlar değil. Bu fosilin geçiş formu olduğunu iddia etmelerine neden olan özellikler bunlar değil. Bu özellikleri merak edenlerin tek yapması gerek şey makaleyi okumak olmalı, Harun Yahya’nın yaptığı gibi kulaktan dolma uyduruk şeylere saldırmakla bir yere varılamaz.

4. Darwinistler Ida’nın ayak bileği kemiğinin “insanınki ile aynı olduğunu” iddia etmişlerdir. Oysa canlının ayak yapısı insanınkinden tümüyle farklıdır. Ayaklardaki tek bir kemiğin benzetilerek diğer farklılıkların ihmal edilmesi, Darwinist propagandanın en bilindik yöntemidir.

Makalede kesinlikle böyle bir iddia yok. Makalede söylenen şeyin ne olduğunun daha iyi anlaşılabilmesi için ufak bir bilgilendirme yapmak gerekecek. Bilimsel sınıflandırmada primatlar, memeliler sınıfının altında bir takımdır. Primat takımı ise iki büyük alt sınıfa ayrılmıştır: Strepsirrhini ve Haplorrhini. Basitçe ve kabaca açıklamak gerekirse sırasıyla ıslak burunlular ve kuru burunlular. Lemurlar ıslak burunlular alt takımındayken goril, şempanze, orangutan ve insanlar kuru burunlular alt takımındadır. Makalede ayak bileğiyle ilgili elde edilen verilerin Ida’ın ıslak burunlulardan ziyade kuru burunlular alt takımına dahil olduğu yönündeki görüşü desteklediği savunuluyor. Yoksa Harun Yahya’nın belirttiği gibi ayak bileğinin insanınki ile aynı olduğu gibi bir iddia kesinlikle mevcut değil. Bu tamamen bir uydurmadan ibarettir diyebiliriz.

5. Darwinistler günümüz lemurlarının aksine, fosilin çenesinin ön kısmında sık dişlerin bulunmadığını ve ayrıca tımar pençesinin olmadığını belirtmiş ve bunu iddialarına delil olarak göstermeye çalışmışlardır. Oysa canlının dişleri, maymun dişleri ile benzerlik göstermektedir. Tımar pençesinin olmaması ise türe has bir özelliktir. Bu özelliklerin, türlere has varyasyonlar barındıran soyu tükenmiş bir lemurda bulunmaması, bu canlının evrimleştiğinin delili değildir. Bu canlının “insanın hayali atası olduğunun” ise hiçbir şekilde delili değildir. Canlının dişleri de parmakları da mükemmeldir. Evrimleşmekte olan, yarı gelişmiş, eksik veya anormal bir özellik sergilememektedirler.

Burada İngilizce’de “toothcomb” olarak adlandırılan yapıdan bahsediliyor diye tahmin ediyorum. Primatların ıslak burunlular alt takımına dahil 118 türün sadece bir tanesinde (Aye-aye adlı canlı ki bu bir lemur türü değildir, tek başına farklı bir ara takım oluşturur) bu toothcomb denilen yapı yoktur, kuru burunluların ise hiçbirinde böyle bir yapıya rastlanmaz. Bu açıdan bakınca bu ön diş yapısının ıslak ve kuru burunlular arasında gayet önemli bir karakteristik özellik olduğunu söylemek mümkündür kaldı ki makalenin yazaları da ıslak burunlular ve kuru burunluları ayırt etmekte kullanılan 30 anatomik ve morfolojik özelliğin incelendiği 3 numaralı tabloda bu özelliğie yer veriyorlar ve bunun Ida’nın ıslak burunlulardan ziyade kuru burunlular alt takımına ait bir canlı olduğu tezini destekler yönde olduğunu ifade ediyorlar. Aynı şekilde ıslak burunlular içinde sadece Aye-aye’nin tımar pençesi yoktur. 99 lemur türünün tamamında hem tımar pençesi hem de toothcomb vardır. Peki Ida’nın bir lemur türü olmadığını gösteren bu kadar net, tartışmaya yer bırakmayacak derecede açık deliller varken nasıl oluyor da birileri çıkıp bunun mükemmel bir lemur türü olduğunu iddia edebiliyor? Hangi akla, mantığa hizmet böyle bir iddia savunulabiliyor? Savunmayı da geçtim, nasıl oluyor da böyle absürt bir iddia dile getirilebiliyor?

Canlının dişleri ve parmaklarının yarı gelişmiş veya eksik olmamasını, bu canlının evrimin bir ürünü değil mükemmel bir yaratılışın ürünü olduğu tezini desteklemek için kullanılıyor olması zaten Harun Yahya’nın evrimin ne olduğu, evrimin nasıl işlediği, geçiş formu denilen şeylerin ne tür özellikler göstereceği gibi konularda en ufak bir fikri bile olmadığını açıkça göstermektedir. Bu ancak ve ancak ilkel, çocukca bir evrim anlayışının ürünü olabilir diye düşünüyorum.

6. Fosil aslında 1983 yılında bulunmuştur. Ve bu büyük sansasyonun yapılması için tam 26 yıl beklenmiştir. Bu uzun bekleyişin sebebi, muhtemelen Darwinistlerin en ihtiyaç duydukları anda, tamamen çökmüş ve yıkılmış oldukları anda, fosilin spekülasyon malzemesi olarak kullanılacak olmasıdır. Fosil, herhangi bir lemur fosili olarak niteliğini korurken, birdenbire, Darwinistlerin en büyük buluşu haline getirilmiştir.

Burada yapılan şey açıkça okuyucuların, nesnel gerçeklik yerine uydurulmuş hayal mahsülü bir ortamı gerçek sanmalarına çalışmak. Fosilin 1983 yılında amatör bir fosil avcısı tarafından bulunduğu ve 20 yıldan fazla gizli tutulduğu biliniyor. Gizli koleksiyoner 20 yıl sonra fosili 1 milyon dolara satmaya karar veriyor ama alıcı bulmak kolay olmuyor. Ama 2006 yılında bir grup bilim adamının önayak olmasıyla Oslo Doğa Tarihi Müzesi’nin maddi desteğiyle fosil bilim insanlarının eline geçiyor. 20 yıldan fazla süre bir rafta saklı olarak kalan bu fosil 2006’da bilim insanlarının eline geçebiliyor ve ancak o günden itibaren üzerinde çalışılabiliyor. Yani 26 yıldır bilim insanlarının elinde olan bir fosilden değil üzerinde sadece 2-2,5 yıldır inceleme, araştırma ve çalışma yapılma fırsatı olan bir fosilden bahsediyoruz. Ida’nın herhangi bir lemur fosili olmadığını gösteren su götürmez gerçekleri bir kenara koyup, Dünya üzerinde hiçbir bilim insanının savunmadığı bir görüşü sanki genel kabul görmüş bir gerçekmiş gibi böyle kendine güvenli bir şekilde ifade edebilmek gerçekten büyük bir başarı. Bu durum yazımın başlarında belirtmiş olduğum, Harun Yahya’nın muhteşem yeteneğinin bir sonucu olsa gerek.

Ayrıca Ida’nın “Darwinistlerin en büyük buluşu haline getirildiği” de pek gerçekçi bir iddia değil. Yaratılışçılar tarafından rahatlık darwinist, ateist, materyalist gibi sözlerle aşağılanacak birçok bilim insanı, bu fosilin sunuluş tarzına ve basın toplantısında söylenen allı pullu laflara tepki gösterdiler. Ida üzerinde çalışan ekip, bu işe büyük para yatırıldığı için (fosili almak için ödenen 1 milyon doları kastediyorum) eserlerini en iyi şekilde pazarlamak zorunda hissediyor kendini. Fosille ilgili belgesel ve kitap hazır. Bunları pazarlayabilmek için basın toplantısında çok büyük laflar edildi ve birçok bilim insanına göre çok abartıldı. Bu fosilin, Archaeopteryx’ten veya Tiktaalik’ten daha önemli olduğunu söylemek bana pek gerçekçi gelmiyor. Bu iki bariz geçiş formuna göre Ida daha muğlak ve durumu belirsiz gibi gözüküyor şimdilik. Başka bilim insanlarının da fosil üzerinde çalışıp birşeyler ortaya koymasını bekleyip ortaya çıkan sonuçlara göre değerlendirmek daha doğru olacaktır diye düşünüyorum. Ama ortada şöyle bir gerçek var ki Ida kesinlikle, birilerinin insanlara yutturmaya çalıştığı gibi soyu tükenmiş bir lemur türü değildir. Bu iddianın yanlışlığını gösteren su götürmez deliller bu makalede mevcut. Ida’nın sıradan bir lemur türü olup olmadığı gibi bir tartışma konusu yok. Bu sadece malum grupların çaresizlikten ortaya attıkları, saçma sapan, hiçbir bilimsel gerçeğe veya nesnel delile dayanmayan bir palavradan başka birşey değildir.

Mutasyonlar ve Kambriyen Dönemi Çarpıtmalarına Yanıt

Bu ayki yazımın konusu yine Harun Yahya’nın gerçek dışı iddiaları olacak. Bu seferki kitabımız ‒ her ne kadar isim benzerliği olsa da ‒ geçen seferkinden farklı. Bu yazıda “50 Maddede Evrim Teorisinin Çöküşü” adlı kitaptaki iki maddeyi ele alacağım. Lafı fazla uzatmadan incelememize başlayalım:

4 – Deprem, Bir Şehri Nasıl Geliştiremezse, Mutasyonlar da Canlıları Geliştiremezler
Mutasyonlar, insan vücuduna dair tüm bilgilerin şifreli olduğu DNA üzerindeki rastlantısal değişikliklerdir. Mutasyonlara radyasyon, kimyasallar gibi etkenler neden olur. Evrimciler, mutasyonların canlıları evrimleştirdiğini öne sürerler. Oysa mutasyonlar canlılara daima zarar verirler, onları geliştirmezler, onlara yeni özellikler (örneğin kanat, akciğer gibi organlar) kazandıramazlar. Onları ya öldürür ya da sakat bırakırlar. Mutasyonların bir canlıyı geliştirdiğini, ona yeni özellikler kazandırdığını iddia etmek, bir depremin bir şehri daha gelişmiş ve modern bir hale getirdiğini, veya bir bilgisayara çekiçle vurulduğunda bir üst modelinin ortaya çıkacağını iddia etmeye benzer. Nitekim gözlemlenmiş hiçbir mutasyonun genetik bilgiyi artırdığı görülmemiştir. (Harun Yahya, 50 Maddede Evrim Teorisinin Çöküşü, s. 10-11)

Mutasyonların canlılara daima zarar verdiği, canlıları geliştirmediği, yeni özellikler katmadığı gibi iddialar ancak bilimsel gerçeklerden tamamen kopuk bir zihnin ürünü olabilir. Elbette her mutasyon yararlıdır, yeni özellikler katar gibi bir iddiada değilim ama Harun Yahya’nın buradaki iddiası tüm mutasyonların zararlı olduğu yani hiçbir şekilde yararlı mutasyon olamayacağı yönündedir. Amerika’daki en popüler evrim karşıtı Hristiyan gruplardan olan Answers in Genesis bile yaratılışçılar tarafından asla kullanılmaması gereken argümanlar listesine “hiçbir yararlı mutasyon yoktur” maddesini koymuştur. İnançları uğruna Dünya’nın 6000 yaşında olduğunu bile savunabilen bu adamlar bile “hiçbir yararlı mutasyon yoktur” argümanının bilimsel gerçeklerle çeliştiğini görebiliyor ama Harun Yahya bu saçma iddiayı savunuyor ve bu görüşü, depremlerin binaları yıkması ve çekiçle bilgisayar vurmak gibi absürt örneklerle süsleyerek insanlara yutturmaya çalışıyor.

Mutasyonların prensip olarak yararlı olup olamayacağıyla ilgili bir tartışmaya girmek bile anlamsız olacaktır. Şüphesiz ki prensip olarak mutasyonlar yararlı sonuçlara neden olabilir. Ama gerçekten de gözlemlenmiş yararlı mutasyonlar var mıdır? Elbette vardır. Bu konuda en çok bilinen birkaç örnek için Yararlı mutasyonlar var mıdır? başlıklı yazıya bakabilirsiniz. Bu yazıda yararlı olduğu bilinen birkaç mutasyon örneğini ve kısa açıklamalarını görebilirsiniz.

Bunun yanında Mutasyon tipleri ve ektileri başlıklı yazıyı da incelemek Harun Yahya’nın örneklerinin absürtlüğünü daha net ortaya koyacaktır. Örneğin kromozom veya gen duplikasyonları (ikileşmeleri) bir çekiçle bilgisayara vurmaktan ziyade örneğin bilgisayarın sabit diskinin veya hafıza biriminin birer kopyasının oluşması gibi birşeydir. İkinci bir sabit disk oluşmasının yararlı olmasının mümkün olamayacağını mutlaka zararlı olacağını söylemek ne kadar akıllıcadır sizce? Gen duplikasyonlarının yanında ekleme ve çıkarma mutasyonları ile nokta mutasyonların da yeni ve farklı özelliklerin ortaya çıkmasında etkili olduğu gözlemlenmiş ve gayet iyi bilinen gerçeklerken Harun Yahya’nın yaptığı gibi bu gerçekleri görmezden gelerek insanlara bunların aksini aktarmaktaki amaç ne olabilir? Olay acaba sadece bilgisizlikten kaynaklanan yanlış bilgi aktarımı mı yoksa belli bir amaca yönelik olarak çarpıtma ve aldatmaca mı?

Geçelim bir diğer iddiaya:

7 – Canlı Grupları Yeryüzünde Aniden ve Aynı Anda Ortaya Çıkmıştır
Bugün bilinen temel canlı kategorilerinin tamamına yakını, 530-520 milyon yıl önce, “Kambriyen Devri” adı verilen jeolojik devirde aynı anda ve aniden ortaya çıkmıştır. Süngerler, yumuşakçalar, solucanlar, derisidikenliler, eklembacaklılar, omurgalılar gibi birbirinden tamamen farklı vücut planlarına sahip canlı kategorileri, daha önceki jeolojik devirlerde hiçbir benzerleri yokken, bir anda belirmişlerdir. Bu gerçek, evrimcilerin, canlıların tek bir ortak atadan uzun zaman içinde ve aşama aşama türedikleri iddiasını çürüten önemli bir delildir.

Yeryüzünün bir anda, son derece farklı vücut yapılarına, son derece karmaşık organlara sahip birçok canlı ile dolması, elbette ki bu canlıların yaratıldıklarını gösterir. Evrimciler, Allah’ın varlığını ve yaratışını inkar ettikleri için bu mucizevi olayı kesinlikle açıklayamazlar. (Harun Yahya, 50 Maddede Evrim Teorisinin Çöküşü, s. 12-13)

Burada devasa boyutta bir çarpıtma göze çarpıyor. Belki çok önemli değil ama Kambriyen devri 10 milyon yıllık bir aralığı değil 490-543 milyon yıl öncesini yani 53 milyon yıllık görece oldukça uzun bir aralığı kapsar. Ayrıca bilinen temel canlı kategorilerinin tamamına yakınının bu dönemde ortaya çıktığı, tamamen gerçeklikten uzak ve bilimsel delillerle çelişen temelsiz bir iddiadan başka birşey değildir. Eski bir Genç Dünya Yaratılışçısı ve (halen) Hristiyan olan Glenn R. Morton’un Phylum Level Evolution (Filum Seviyesi Evrim) başlıklı makalesinde belirtildiği gibi Kambriyen öncesi dönemde 4 filum, Kambriyen döneminde 9 filum, daha sonraki dönemlerde ise 20 civarında filum ortaya çıkmıştır. Bunlar sadece hayvan filumlarını kapsar. Bunlara bitki filumları da eklendiğinde dağılım şöyle olur: Kambriyen öncesi dönemde 4, Kambriyen döneminde 9, sonraki dönemlerde ise 32 filum. Görüldüğü gibi Kambriyen döneminde ortaya çıkan temel canlı kategorileri bırakın tamamına yakın olmayı çoğunlukta bile değildir. Son 10 bin yıllık dönemi kapsayan Holosen devrinde yani M.Ö. 8000 yılından günümüze kadar on 10 bin yıl içinde olan süreçte 12 (bitkiler de katılırsa 13) yeni filum ortaya çıkmıştır. Yani şu anda Kambriyen dönemine göre çok daha kısa sürede daha fazla yeni vücut planının ortaya çıktığı bir dönemde yaşamaktayız. Ayrıca bakterilerilerin 2.5-3 milyar yıl önce var oldukları gerçeğini de unutmamak gerekir. Mikroorganizmlar Kambriyen döneminin çok öncesinden beri Dünya üzerinde varlıklarını sürdürmektedirler.

Burada tüm yaratılışçıların cevap vermesi gereken çok önemli bir soru karşımıza çıkıyor. Fosil kayıtlarında omurgalı hayvanların ilk defa gözlemlenme sırasının balıklar, amfibiyenler, sürüngenler, kuşlar ve memeliler şeklinde olması ve aniden hep beraber bir ortaya çıkışın olmaması Kambriyen patlaması iddiasını nasıl destekler? Ayrıca neden Kambriyen dönemine ait hiçbir amfibiyen, sürüngen, kuş veya memeli fosili yoktur? Eğer Kambriyen dönemi ani ve toptan bir yaratılışı temsil ediyorsa neden bu dönemden kalan sürüngen, kuş veya memelilere ait hiçbir fosil bulunmuyor ve aniden yaratılış görüşünün tam aksine bu canlı grupları kademeli bir değişimi işaret edercesine sırayla ortaya çıkıyorlar?

Evrim Teorisi bilimsel ve geçerli bir teori değil midir?

Herkese merhaba. İlk olarak bana Turan Dursun Sitesi’nde böyle bir köşe veren site yöneticilerine teşekkürlerimi sunmak isterim. Bu köşede her ay farklı bir konuyu ele almayı düşünüyorum. Ele alacağım konuları genellikle Harun Yahya’nın kitaplarından ve internet sitelerinden belirleyeceğim. Elbette başka evrim karşıtı metinleri de zaman içinde inceleyeceğim fakat bu kategoride en büyük pay Harun Yahya’nın olduğu için haliyle çoğunlukla onun yazılarını gündemime almış olacağım.

İlk olarak Harun Yahya’nın “20 Soruda Evrim Teorisi’nin Çöküşü” adlı kitabından başlamayı düşünüyorum. Bu ayki yazımda 20 sorunun ilki olan “Evrim Teorisi neden bilimsel ve geçerli bir teori değildir?” başlıklı bölümü inceleyeceğim:

Evrim Teorisi yeryüzündeki canlılığın tesadüfler sonucunda, doğal şartlarla kendiliğinden meydana geldiğini savunur. Bu teori bilimsel bir kanun, ispatlanmış bir gerçek değil bilimsellik kisvesi altında toplumlara empoze edilmeye çalışılan Materyalist bir dünya görüşüdür. Modern bilim tarafından her alanda yalanlanan bu teorinin en büyük dayanakları ise birtakım hile, sahtekarlık, çarpıtma, aldatmaca ve göz boyamalardan oluşan telkin ve propaganda yöntemleridir.

Buradan anlaşılan ilk şey Harun Yahya’nın Evrim Teorisi’nin neyle ilgili olduğunu, neleri açıklamaya çalışan bir teori olduğunu bilmediğidir. Evrim Teorisi’nin yaşamın nasıl başladığını açıkladığını sanıyor. Belli ki yaşamın kökeninin farklı bir dal ve araştırma konusu olduğunun farkında bile değil. (Yaşamın kökeniyle ilgili tezler, hipotezler ve modeller için bakınız: Abiyogenez) Yaşamın doğaüstü bir dış müdahele olmadan doğal koşullarla kendiliğinden oluşması anlamına gelen abiyogenezin, evrim teorisiyle olan ilişkisine dair Laurence A. Moran’ın Evrim ve Abiogenez başlıklı makalesini okumanızı önerebilirim.

Evrim Teorisi bugün dünya üzerinde görmekte olduğumuz canlılığın çeşitliliğini açıklamaya çalışır; kökenini değil. ABD’li biyolog Douglas J. Futuyma 2008 yılında Türkçe’ye “Evrim” adıyla çevrilen ve Palme Yayınevi’nden çıkan kitabında Darwin’in Evrim Kuramı alt başlıklı bölümde şöyle demektedir: “Türlerin kökeni iki büyük sava sahiptir: Birincisi Darwin’in değişerek türeme kuramıdır. Bu kuram tüm türlerin -bugün yaşayanlar ya da ortadan kalkmışlar dahil- kesintisiz olarak bir ya da birkaç ilk yaşam formundan köken aldığını söyler.” (Douglas J. Futuyma, Evrim, s. 7)

Görüldüğü gibi Darwin türlerin kökenini bir veya birkaç ilk yaşam formuna dayandırmıştır. Geçmişte yaşamış olan ve bugün yaşamakta olan türlerin kökenini ilk canlılara dayandırarak ‘evrim’ ile açıklamaya çalışmaktadır. Yani başka bir deyişle yaşamın varlığını kabul etmektedir. Evrim Teorisi yaşamın değil farklı türlerin nasıl oluştuğunu açıklamaya çalışır. Zaten teoriyle az-çok ilgilenen herkes evrimin mekanizmalarının yaşamın kökenini açıklamakla ilgisi olmadığını, türleşmenin nasıl gerçekleştiğini açıklamaya çalıştığını bilir. (Bu konuda ayrıntılı bilgi için Evrimsel Biyolojiye Giriş başlıklı makaleyi okuyabilirsiniz.)

Paragrafın devamı ise başlangıcından beter. Evrim Teorisi’nin ‘bilimsellikle ilgisi olmayan; Materyalist, Ateist, Komünist, Marksist, Leninist, Stalinist, Maoist… (aklınıza başka ne geliyorsa ekleyebilirsiniz) bir komplo teorisinin parçası olduğu’ türünden garip bir iddia ile dini duyarlılığı olan okuyucuların aklı çelinmeye çalışılıyor. Evrim teorisinin dayanaklarının çarpıtma ve sahtekarlıklar olduğu gibi akıllara zarar bir iddia ortaya atılıyor. Yıllardır bu tartışmaları takip eden biri olarak bunların (çarpıtma, manipülasyon, dezenformasyon, kandırma, aldatma, vb..) genel olarak yaratılışçıların yegâne ve değişmez taktikleri olduğunu sayısız kere gözlemlemişimdir. Zaten Harun Yahya’nın bu tip bir iddiada bulunuyor olması da yine bu tip bir taktiğin parçası olarak mevcut durumu gayet net bir şekilde açıklıyor.

Buradaki temel iddia olan Evrim teorisinin “materyalist bir dünya görüşünü temsil ettiği” iddiası o kadar temelsiz ve kolaylıkla çürütülebilir ki bir insan nasıl olup da böyle temelsiz iddialarda bulunabiliyor anlamak mümkün değil… Harun Yahya’nın iddiasına göre Evrim teorisinin ne olduğunu bilen, anlayan ve bu teorinin doğruluğunu kabul eden birisinin materyalist olması gerekir. Peki durum böyle mi? Gerçekten de teoriyi kabul edenler içinde örneğin hiç teist veya deist yok mu? Elbette var. Örneğin akıllı tasarım ve yaratılışçılığa son yıllarda en şiddetli şekilde karşı çıkan ve evrimi savunan Kenneth R. Miller bir Katoliktir. Yine yaratılışçılık ve akıllı tasarıma karşı çıkan ve evrimi savunan Francisco J. Ayala ise bir deisttir; yani tanrının varlığına inanmaktadır. Evrimsel biyoloji’nin 20. yüzyıldaki en önemli isimlerinen biri olan Theodosius Dobzhansky kendisini Ortodoks Hristiyan olarak tanımlıyordu. Aynı şekilde yine evrimsel biyolojinin en önemli isimlerinden biri olan Ronald Fisher da bir Hristiyandı. 2000-2008 Yılları arasında İnsan Genomu Projesi’nde direktör olarak çalışmış olan Francis Collins akıllı tasarım ve yaratılışçılığa karşı çıkarak evrimi (tüm canlıların ortak bir atadan türediğine ilişkin kanıtların ezici olduğunu ve evrimin Tanrı’nın yaratılış için kullandığı bir şema olduğunu söylemektedir) savunmaktadır; kendisi bir Hristiyandır. Bunlar gibi birçok örnek bulunabilir ama sanırım en meşhur olanlar bunlardır. Heralde bu bilim insanlarının evrimle ilgili bilgilerini sorgulamak bize düşmez. Şüphesiz ki Harun Yahya’nın evrimle ilgili bildiğinden çok daha fazlasını biliyorlar.

Peki Harun Yahya’nın evrim teorisinin “materyalist bir dünya görüşünün eseri” olduğu yönündeki iddiası doğruysa nasıl oluyor da bu adamlar hem evrimin doğruluğunu kabul edip hem de tanrıya inanabiliyor? Nasıl oluyor da Materyalist bir görüşün eserini inançları ile bağdaştırabiliyorlar? Acaba bu adamlar çok mu akılsızlar? Yoksa Harun Yahya’nın bu argümanı, inançlı insanların dini duygularını kullanarak onları ‘evrim karşıtı’ bir tavır almaya yöneltme amaçlı bir taktikten mi ibaret?

Yeri gelmişken Charles Darwin’den de bir alıntı ile bu konuya katkıda bulunmak faydalı olacaktır. Darwin 3 Mayıs 1879 tarihinde John Fordyce’e gönderdiği mektupta “Bir kişinin hem ateşli bir Teist hem de bir evrimci olabileceğinden şüphe edilmesi bana absürt geliyor.” diyor. Bu arada 12000 civarında Amerikalı din adamının imzaladığı; evrimin temel bilimsel bir gerçek olduğu, bu gerçeğin reddedilmesinin ve “sıradan bir teori” denilerek küçüksenmesinin bilinçli olarak cehaletin benimsenmesi ve bu cehaletin yeni nesillere aktarılması olduğunun ifade edildiği; okullardaki bilim derslerinde evrim teorisinin, insanlığın bilgi birikiminin temel bir parçası olarak öğretilmesinin savunulduğu mektuptan da bahsetmeden geçmiş olmayayım.

Ne paragrafmış ama! Maalesef bu kadar şeye rağmen işimiz bitmedi. Belki de en önemli kısıma henüz hiç dokunmadık. “Bu teori bilimsel bir kanun, ispatlanmış bir gerçek değil…” diyordu Harun Yahya Evrim Teorisi için. Evrimin teori mi, kanun mu, hipotez mi yoksa bir gerçek mi olduğu konusunda Douglas Futuyma’nın Evrim’inden ilgili bölüme bakalım:

Bilimde, hipotez, doğru olabilecek bir olayın, bilgiye dayanan bir kestirimi ya da açıklamasıdır. Bir hipotezin başlangıçta desteği zayıf olabilir, fakat geçerli bir gerçek olma noktasına dek destek görmeye devam edebilir. Copernicus (Kopernik) için yerin güneş etrafında dönüşünün desteği zayıftı; daha sonra çok destek görmüş bir hipotez olduğu için onu bir gerçek olarak kabul ederiz. Pekçok felsefeci (ve bilimciler), mutlak kesinlikle ilgili hiçbirşey bilmediklerini düşünürler. Biz ise, çok fazla kanıtla destek gören hipotezlere gerçek adını vermekteyiz.

Günlük kullanımı ile “kuram” desteksiz ve dayanaksız bir kestirimdir. Bir çok sözcük gibi, bu terimin de bilimdeki anlamı farklıdır. Bir bilimsel kuram, çeşitli gözlemleri açıklayan, akıl yürütme ve kanıtlara dayanan, olgun, birbiri ile tutarlı bağlantılı söylemlerdir. (…) Böylece atom kuramı, kuantum kuramı, levha tektoniği kuramı, çok çeşitli olay ve olguları açıklayan, kanıtlarla güçlü biçimde desteklenen birbiri ile ilişkili düşüncelerin ayrıntılı bir düzenidir.

Bu tanımlamalara göre evrim bir gerçektir. Fakat evrim gerçeğini açıklayan evrim kuramıdır.

Türlerin Kökeni’nde Darwin aslında iki ana hipotez ileri sürdü: Canlılar, ortak atadan değişerek türemişlerdir. Ve değişimin asıl nedenikalıtsal çeşitlilik üzerinde işleyen doğal seçilimdir. Değişerek türeme için Darwin bol bol kanıt sağladı. Darwin’den bugüne dek taşılbilim, türlerin coğrafi dağılımı, karşılatırmalı anatomi, embriyoloji, genetik, biyokimya ve moleküler biyolojiden elde edilen yüzlerce/binlerce gözlem ile bu hipotez doğrulandı. Böylece ortak atadan değişerek türeme hipotezi, uzun süredir bilimsel bir gerçek durumundadır.

Değişimin nasıl ortaya çıktığının ve atalardan nasıl çok çeşitli yavru döllerinin doğduğunun açıklaması evrim kuramının özünü oluşturur. Şimdi Darwin’in kalıtsal çeşitliliğin üzerinde işleyen doğal seçilim hipotezinin doğru olduğunu biliyoruzi fakat ayrıca evrimin, Darwin’in farkına vardığından daha çok nedeni olduğunu da biliyoruz. Ayrıca doğal seçilim ve kalıtsal çeşitliliğin Darwin’in varsaydığından daha karmaşık olduğunu da biliyoruz. Evrimin nedenleri üzerine bir düşünceler sistemi, mutasyon, yeniden bileşim, gen alış-verişi, yalıtım, rastgele genetik sürüklenme, doğal seçilimin birçok biçimi ve diğer etmenler bizim güncel evrim kuramı anlayışımızı ya da “evrim kuramı”nı oluşturur. Evrim kuramı, bilimdeki tüm kuramlar gibi henüz tamamlanmamıştır, çünkü evrimin tüm nedenlerini henüz bilmiyoruz, hatta bazı ayrıntıların sonradan yanlış olduğu anlaşılabilir. Fakat kuramın temel ilkeleri iyice desteklenmektedir ve biyologların çoğunluğu bunları güvenle kabul eder. (Douglas J. Futuyma, Evrim, s. 13-14)

Alıntı biraz uzun oldu farkındayım ama Harun Yahya’nın “sadece bir teori” yaklaşımının ne kadar komik ve bilimsel temelden yoksun olduğunu göstermesi açısından her cümlesinin çok önemli olduğunu düşündüğüm için bölmek istemedim. (Buna ek olarak ünlü paleontolog ve evrimsel biyolog Stephen Jay Gould’un Evolution as Fact and Theory yani “Gerçek ve Teori olarak Evrim” başlıklı makalesini ve evrimsel biyolog T. Ryan Gregory’nin Evolution as Fact, Theory, and Path yani “Gerçek, Teori ve Yol olarak Evrim“ (burada yol ile canlı türlerinin geçtiği tarihsel yol kastediliyor) başlıklı makalesini okumanızı ve bilimsel açıdan olaya nasıl bakıldığını daha ayrıntılı bir şekilde görmenizi önerebilirim.)

Yazılan herşeyi tek tek incelemenin mümkün olmadığı açık bir şekilde gözüküyor. Bir paragraftaki yanlışlara işaret edip, bunların doğrularını açıklamak bu kadar sürdüğüne göre maddenin tamamını bu şekilde incelemek ufak çaplı bir kitapçık yazmayı bile gerektirebilir. Bu nedenle yazılan herşeyin üzerinden geçmeyeceğim ki zaten maddenin devamını okursanız büyük bölümünün, ilk paragrafta yazılanların ağızda evelenip gevelenmesi ve ufak tefek değişikliklerle tekrardan pişirilip önümüze serilmesinden ibaret olduğunu göreceksiniz. Ama arada dikkatimi çeken ve okurken neredeyse koltuğumdan düşmeme neden olan bir bölümü paylaşmadan geçmek istemiyorum. Bakın Harun Yahya evrimciler hakkında neler diyor: “Evrimcilerin desteksiz varsayımlar, taraflı-gerçek dışı yorumlar, çarpıtmalar, aldatmacalar, hayali çizimler, psikolojik telkin yöntemleri, sayısız sahtekarlık ve göz boyama tekniklerinden başka bir dayanakları yoktur.”

Bu cümleyi tek bir değişiklik ile doğru hale getirmek mümkün. “Evrimcilerin” kelimesini “Yaratılışçıların” ile değiştirdiğimizde günümüz evrim-yaratılış tartışmalarındaki yaratılışçı kanadın takındığı tavrı gayet isabetli bir şekilde tarif etmiş oluruz.

Sahte fosil komedisi sürüyor…

sahtefosil1İlk olarak Zaman’daki habere bakalım:

Bekirpaşa Belediye Başkanı Abdullah Köktürk, belediye ile Doğa ve İnsan Sağlığı Derneği işbirliğinde Bekirpaşa Sanat Merkezi’nde açılan sergiyle ilgili yaptığı açıklamada; dünyanın değişik yerlerinden elde edilen fosillerin sergilendiğini söyledi. Özellikle elektron mikroskobu ve DNA’nın keşfiyle her canlının ne kadar kompleks yapılar olduğunun anlaşıldığını kaydeden Köktürk, yüz milyon adedin üzerindeki fosillerin, her canlı türünün harika yapılara sahip olduğunu ispatladığını belirtti. Sergi hakkında bilgi veren biyolog Onur Yıldız da, dünyanın her yerinden elde edilmiş fosillerin, milyarlarca yıl geçmesine rağmen hiçbir değişime uğramadığını, bir türün başka bir türe dönüşüm göstermediğini ortaya koyduğunu belirtti. Bu çalışmayı gönüllüler olarak düzenlediklerini söyleyen Yıldız, “İzmit’teki tüm ilk ve ortaöğretim okullarını sergiye davet ettik. Evrim Teorisi’nin bu fosillerle birlikte aslının olmadığı tekrar görülmekte. Özellikle öğrencilerin gerçekleri daha yakından öğrenebilmesi için müzeye gelip gezmelerini istiyoruz.” dedi. Kocaeli, Cihan

İki yıl önce Time dergisinde çıkan insan evrimiyle ilgili olan ve açıkça evrimi destekleyen bir makaleyi akıl almaz bir şekilde çarpıtarak, Bilim adamlarından evrime büyük darbe başlığıyla sunan ve makalede yazılanlarla hiç ilgisi olmayan, tamamen uydurma şeyleri sanki o makalede geçiyormuş ve bilim adamlarının gerçek düşünceleriymiş gibi aktaran (AnHedonik’in bu konuyla ilgili yazısına buradan ulaşabilirsiniz) bu garip gazete şimdi de yukardaki haberde gördüğünüz gibi malum grubun sahte fosil sergilerini haber yapıyor ve biyolog olduğu iddia edilen birisinin zırvalarına yer veriyor.

Muhteşem biyologumuz Onur Yıldız ne diyor bakın. “Milyarlarca” yıl geçmesine rağmen hiçbir değişikliğe uğramamış fosiller varmış. Yani milyonları geçtik artık. Adamlar işi baya büyütmüş görmeyeli. Bilim insanlarının bulamadığı milyarlarca yıllık fosilleri bulup sergiliyorlar. Üstüne üstlük adamlar fosilleri inceleyip hangi türe ait olduğunu, bugün yaşan bir türle birebir benzer olup olmadığını şıp diye anlayabiliyorlar. Cahillik olduğu kesin ama kimin cahilliği? ve Zehirli Yılanlar, Kaygan Yılanbalıkları ve Harun Yahya başlıklı yazılara bakarsanız bu adamların daha en temel bilgilerden yoksun, ne yaptığını bilmeyen, ahkam kestikleri konularda akıl almaz derecede bilgisiz kişiler olduğunu görürsünüz. Kitapları baştan sona yanlışlarla dolu adamların bu tip büyük laflar ederek insanların zihnini bulandırması ve bilimin gerçeklerini çarpıtarak onları kandırması gerçekten çok üzücü. Ama daha da üzücü olan bilimsel, eleştirel ve şüpheci düşünceyle uzaktan yakından ilgisi olmayan o kadar çok insan var ki bilgisiz oldukları konularda bu tip aldatmacalara kanmamaları gerçekten çok zor.

Zaman’daki haberde göremedim ama aynı sergiyi haber yapan diğer gazetelerde sergide 79 milyon yıllık bir Asya aslanı kafatası bulunduğu söyleniyordu. Bu nedense bana daha önce üzerine yazmış olduğum, Yaratılış Atlası’ndaki 89 milyon yıllı olduğu iddia edilen leopar kafatasını hatırlattı. Orada yazdıklarımı direk aktarmayı yeterli görüyorum çünkü sözde leopar fosili için yazdıklarım, bu fosilin de neden uydurma ve hayali olduğunu gayet net bir şekilde gösteriyor:

En eski leopar fosilleri yaklaşık 3.8 milyon yıl öncesine dayanır. Aslan, kaplan, leopar ve jaguarları da içine alan Panthera cinsinin yaklaşık 6 milyon yıl önce birbirinden ayrışmaya başladığı düşünülmektedir. Yani bu tarihten öncesi için aslan, kaplan, leopar ve jaguar türlerinden bahsetmek mümkün değildir.

Günümüzde yaşayan tüm kedigillerin (ev kedisi ve büyük kediler dahil) ortak atalarının yaklaşık 11 milyon yıl önceye dayandığı canlıların DNA’ları üzerinde yapılan çalışmalarla anlaşılmıştır (1). Ama işin içine soyu tükenmiş tarihi kedigiller de katıldığında bu tarih daha da eskilere gider. 30-20 milyon yıl önce yaşamış olan Proailurus kedigillerin bilinen en eski ortak atası olarak kabul edilmetedir (2). Proailurus’u, 20-10 milyon yıl önce yaşamış olan Pseudaelurus takip etmiştir(2). Pseudaelurus kedigillerin bilinen en yakın ortak atasıdır.

Görüldüğü gibi 89 milyon yıllık leopar fosili bilimsel bulgularla ve verilerle tamamen çelişmektedir. Ortada böyle bir fosil yoktur. Bu tamamen hayal ürünü ve uydurma bir fosildir.

89 milyon yıllık bie leopar kafatası olmadığı gibi 79 milyon yıllık bir Asya aslanı kafatası da yoktur. Peki bu sergilerde gösterilen şeyler nerden çıkıyor diye sorabilirsiniz. Daha doğrusu burada sorulması gereken soru bu. Bu tip sergilerde sergiledikleri şeyler ne? Cevabı çok basit aslında. Hani şu her türlü elektronik aletin kopyasını yapan Çinliler var ya işte bu sahte fosil endüstrisinin ardında da bu uzak doğulu kopyacılar bulunuyor. Buna  biraz şaşırmış olabilirsiniz ama bu konuyla ilgili olarak daha önce yazmış olduğum Fosil dolandırıcılığı ve sahte fosiller başlıklı yazımı okumanız sizin için aydınlatıcı olacaktır.

Buradan Adnan Oktar’a veya bu fosillerin ardında her kim varsa, bu fosillerin gerçek olduğunu her kim savunuyorsa ona meydan okuyorum. Hodri meydan. 89 milyon yıllık leopar kafatası ve 79 milyon yıllık Asya aslanı kafatasının gerçek fosiller olduğunu kanıtlamaya davet ediyorum. Türkiye’de veya başka bir ülkedeki bir üniversitenin ilgili bölümüne giderek bu fosilleri inceletebilirsiniz. Böylece bunların gerçekten fosil mi yoksa birileri tarafından imal edilmiş sahte şeyler mi olduğu ve eğer gerçekten fosilse kaç milyon yıllık olduklarını bilimsel olarak belgelemiş olursunuz. Tabi buna gerek yok elimizde bu fosili bulan araştırma grubunun bilimsel raporu veya fosille ilgili teknik detayları içeren çalışması var da diyebilirsiniz. Böyle birşey varsa onu da görmekten çok memnun olurum. Ama bunların hiçbirini yapamıyorsanız ve bu fosillerin gerçek olduğunu ve iddia ettiğiniz yaşta olduğunu söylemeye devam ediyorsanız insanların bu durumdan çıkaracağı mesajın ne olduğunu tahmin edebileceğinizi düşünüyorum. Top sizde. Bakalım ne yapacaksınız. Bloguma erişimin engellenmesini sağlamaya çalışmaktan başka ne yapabileceksiniz diye merak ediyorum. İzleyip görelim.

Adnan Oktar’ın istediği oldu

Dünya basını için tekneyle boğaz turu eşliğinde yaptığı basın toplantısında Adnan Oktar şöyle diyordu:

[…]kitabın [Yaratılış Atlası kastediliyor burada -dv] yasaklanması talebi var. Bu çok çirkin, çok zavallıca ve çok aciz bir üslup. Fikre karşı fikirle çıkılır. Mesela eğer bu kitap yanlışsa, anlatılanlar yanlışsa bunu anlatan bir kitapçık çıkarılır, konu biter.

Sonunda Adnan Oktar’ın istediği oldu ama ufak bir farkla. Ortaya çıkan şey bir kitapçık değil yaklaşık 450 sayfalık bir kitap oldu: Harun Yahya Safsatası ve Evrim Gerçeği. Aslında bu kitapta sadece Yaratılış Atlas’ı değil Adnan Oktar’ın diğer birçok kitabındaki yanlışlara değiniliyor. Bilim ve Gelecek yayınlarından çıkan bu kitapta birçok bilim insanı, Harun Yahya adıyla çıkan kitaplardaki iddialara yanıt veriyor. Kitabın arka kapağında şöyle diyor:

Elinizdeki kitap bilimin safsataya yanıtıdır: Küresel gericiliğin merkezi ABD’de üretilen ve ülkemizde Harun Yahya imzasıyla fosil sergileri ve Yaratılış Atlaslan’nda bire bir tekrarlanan yaratılışçı İddialar, dünyanın ve ülkemizin değerli bilim insanları tarafından teker teker yanıtlanıyor.

Canlılar milyonlarca yıldır değişmiyor mu? Fosiller canlıların milyonlarca yıldır değişmediğini mi gösteriyor? Türler arası geçiş biçimleri yok mu? Yeni bir türün evrimi gözlenmedi mi? Genetik araştırmalar evrim kuramını çürütüyor mu? Hücrenin nasıl oluştuğu evrim kuramı İle açıklanamıyor mu? Mutasyonlar hep zararlı mıdır? Göz evrim geçirmedi mi? Karmaşık yapıların evrimle oluşması olanaksız mı? At evrim geçirmedi mi? Termodinamiğin İkinci yasası evrim kuramıyla çelişiyor mu? Taş Devri hiç yaşanmadı mı?Tektanrılı din, tarihin İlk gününden beri var mıydı? Nuh’un gemisi buharlı gemi miydi?.. Mısırlılar elektrik mi kullanıyordu?.. Darwin, ırkçı ve Türk düşmanı mıydı?..

Bilimsel olarak hiçbir geçerliliği olmayan, ama politik bağlamı nedeniyle etkinlik alanı kazanan safsata niteliğindeki bu iddialar karşısında, Dr. Erdal Atabek, Prof. Dr. Berna Alpagut, Dr. Kenan Ateş, Dr. Andrew Berry, Prof. Dr. Jerry Coyne, Prof. Dr. Betül Çotuksöken, Prof. Dr. Richard Dawkins, Prof. Dr. Ali Demirsoy, Prof. Dr. Haluk Ertan, Prof. Dr. Sevil Gülçur, Çevirmen Feryal Halatçı, Bilim ve Gelecek Dergisi Yayın Yönetmeni Ender Helvacıoğlu, Doç. Dr. Osman Gürel, Prof. Dr. Steve Jones, Prof. Dr. Aykut Kence, Prof. Dr. Yaman Örs, Dr. Sibel Özbudun, Doç. Dr. Ergi Deniz Özsoy, Prof. Dr. Rennan Pekünlü, Prof. Dr. Şevket Ruacan, Prof. Dr. Mehmet Sakınç, Doç. Dr. Alâeddin Şenel, Prof. Dr. A. M. Celal Şengör, Prof. Dr. Aslıhan Tolun, Prof. Dr. Cemal Yıldırım ve daha pek çok bilim İnsanı sonsözü söylüyorlar: Evrim kuramı olmadan bilim olmaz!

Adnan Oktar “…eğer bu kitap yanlışsa, anlatılanlar yanlışsa bunu anlatan bir kitapçık çıkarılır, konu biter” demişti. Sanırım bilim insanları bu çağrıya kulak verdi ve Adnan Oktar’ın istediği gibi konuyu kapattılar. Bu kitabın ortaya çıkmasında emeği geçen herkese sevgi ve saygılarımı iletiyorum.

Bu arada kitabı satın alabileceğiniz birkaç link vereyim: Pandora, NetKitap, KitapTürk, KitapGalerisi, KitapYurdu

Not: YouTube’a erişemeyenler, basın toplantısının videolarına aşağıdaki adreslerden ulaşabilirler.

1. bölüm: http://www.harunyahya.tv/detail.php?l=1&pid=4766
2. bölüm: http://www.harunyahya.tv/detail.php?l=1&pid=4767

Cahillik olduğu kesin ama kimin cahilliği?

Adnan Oktar’ın NETcevap sitesinde, Richard Dawkins’in Yaratılış Atlası’ndaki maket böcek resimlerine ve bilgi yanlışlarına değindiği yazısına cevaben Richard Dawkins’in ve Hürriyet Gazetesi’nin Cahilliği başlıklı bir yazı yayımlanmış. Ortada bir cahillik olduğu kesin ama bunun kime ait olduğu konusunda bazı şüphelerim var. Onun için Adnan Oktar’ın cevabını ufak çaplı bir incelemeye almaya karar verdim.

Evrimi çürüten yüzlerce delilin Yaratılış Atlası ile açıkça ortaya konulmasının ardından büyük bir telaş ve panik içine giren Richard Dawkins’in düştüğü büyük cehalete Hürriyet gazetesi de ortak olmuş durumda! Sitesinde, Yaratılış Atlası’nda resmi konulmuş bulunan maketten oluşan bir böcek resmini kendince bir hata olarak nitelendiren ve bu şekilde Yaratılış Atlası’nın dünya çapındaki güçlü etkisini yine kendince örtbas etmeye çalışan Dawkins’in cahilce buluşunu Hürriyet gazetesi yine aynı yanılgı içinde büyük bir keşif zannetmiştir.

Yaratılış Atlası’nda evrimi çürüten yüzlerce delil olduğu ve bunların bilimcilerde (özellikle de Richard Dawkins’te) telaş ve panik yarattığı biraz komik bir iddia olmuş gibi geldi bana. Yaratılış Atlas’ındaki sözde deliller ancak naif, bilgisiz ve konuyla ilgili araştırma imkanı bulunmayan sıradan halkı etkileyebilecek türden. Bunların bilimcilerde telaş ve paniğe yol açtığını iddia etmek en hafif tabirle saçmalamaktır. Mesela Dr. Kevin Padian’ın konuyla ilgili sözleri durumu gayet güzel özetlemekte:

Eski bir yengeç veya başka birşeyin fosilini görünce “Bakın, tamamen normal bir yengeç gibi gözüküyor, yani evrim yoktur” diyor. Neslinin tükenmiş olması onu rahatsız etmiyor gibi gözüküyor. Canlıların zaman içinde nasıl değiştiğiyle ilgili bildiklerimizi anlama yetisi yok.

Evrim konusunda uzman bir bilimcinin bu kitap ve kitabın genelinde sunulan anlayışla ilgili görüşleri böyle. Size telaş ve panik varmış gibi geliyor mu?

Bunların yanında kitapta sunulan hayali, sözde, uydurma fosillerle ilgili birkaç yazının da linkini vereyim:

Sözde cevabı incelemeye devam edelim:

Yaratılış Atlası’nda yer alan maket böcek resmi, milyonlarca yıl önce fosil örneği bulunmuş olan canlının, bugün halen yaşadığını gösteren bir böcek resmidir. Bunun maket olup olmaması, hiçbir şey değiştirmez. Önemli olan milyonlarca yıl önce yaşamış olan bu böceğin günümüzde halen aynı şekilde var olması, yaşıyor olmasıdır.

Yaratılış Atlası’nda gerçek yaşayan canlılar olarak sunulan resimlerin bir çoğunda internetten bulunmuş olan süs veya balıkçılıkta yem olarak kullanılan maketlerin kullanıldığının ortaya konması Adnan Oktar’ı sinirlendirmiş gibi gözüküyor. Eğer kendileri en başında bu resimlerin bir bölümünün gerçek canlılara değil canlıların birebir kopyası olan maketlere ait olduğunu söylemiş olsaydı, kitaplarında bunu ufak bir not olarak belirtiyor olsaydı kimse bunlarla dalga geçmezdi.

Bunların maket olup olmaması hiçbir şeyi değiştirmezmiş. Ne kadar çok şeyi değiştireceğini çok rahatlıkla gösterebiliriz. Okumaya devam et

Adnan Oktar’nın El Cezire Röportajı

El-Cezire kanalının Adnan Oktar ile 06.08.2007 tarihinde yaptığı röportajdan ilginç bulduğum bölümleri paylaşmak istiyorum (http://www.harunyahya.tv/detail.php?l=1&pid=4772&cid=0):

El Cezire: Hocam sizin yazdığınız kitaplara gidelim. Şimdi sizin bir kitabınız var “Evrim Aldatmacası”. Orada şeyden bahsediyorsunuz, diyorsunuz ki… Orada hocam ırkçılığın, faşizmin ve materyalizmin ve terörün oradan kaynaklandığını, bu teoriden kaynaklandığını bahsediyorsunuz.

Adnan Oktar: Evet.

El Cezire: Şimdi hocam bunu daha çok açar mısınız? Terörle evrim teorisi arasındaki ilişkiyi daha çok açıklar mısınız bize? Okumaya devam et

Zehirli Yılanlar, Kaygan Yılanbalıkları ve Harun Yahya

[Bu yazı Richard Dawkins’in Venomous Snakes, Slippery Eels and Harun Yahya başlığıyla yayımlanmış olan yazısının Kutluhan Çelik tarafından yapılmış çevirisidir. Bu çeviri orijinal olarak Richard Dawkins’in sitesinde yayımlanmıştır.]

2006 yılında, Müslüman Türk apolojist Harun Yahya tarafından yazılmış, Atlas of Creation isimli kitabı, sipariş vermemiş olmasına rağmen, tamamen ücretsiz olarak posta kutusunda bulan dünya çapında onbinlerce bilim adamından biri oldum. Onbir dilde yayımlanan kitabın tezi, evrimin yalan olduğu. Ana “kanıt”, her biri günümüzdeki karşılıkları eşliğinde sayfa sayfa sunulmuş, fosilin zamanından beri hiç değişmediği söylenen hayvan fosillerinin güzel fotoğraflarından oluşuyor. Kitap büyük, 700 sayfadan fazla, renkli, kuşe kağida basılı, gösteriş yapmak için kahve masası üzerine koyulacak cinsten. Böyle bir kitabı üretmenin maliyeti fazlasıyla yüksek olsa gerek, ve insan kendini bunun bunca dilde ve bu kadar fazla nüsha halinde üretimi ve dağıtımı için harcanan paranın nereden geldiğini merak etmeden edemiyor.

Kitabın bütün anafikrinin günümüz hayvanlarıyla fosilleşmiş karşılıklarının güya benzerliği üzerine dayandığı düşünüldüğünde, kitabı rasgele karıştırırken 468. sayfanın, biri günümüz, biri de fosilleşmiş “yılanbalığı”na ayrıldığını görmek beni eğlendirdi. Resmin açıklaması diyor ki:

Yazının devamı ->>

Fosil dolandırıcılığı ve sahte fosiller

Paleo Direct isimli fosil satış sitesinde fosil dolandırıcılığı ve sahte fosillerle ilgili çok ilginç bir bölüme rastlandım. Sahte fosillerin ticari fosil piyasasında ne kadar büyük bir sorun haline geldiğinden bahsediyorlar. Fosil satın alacak olanlara gerçekten tecrübeli ve bilgili aracıların tavsiyesiyle fosil almalarını öğütlüyorlar. Ayrıca sitelerinde yapılan en yaygın sahtekârlıklardan da bahsediyorlar. Özellikle Çin’den gelen fosiller konusunda herkesi uyarıyorlar. Sadece Çin’den gelen sahte fosillerle ilgili ayrı bir bölüm bile yapmışlar. Çinlilerin kullandıkları metodlardan da bahsediliyor bu bölümde. Merkezden uzak köylerde bu iş adeta bir endüstri haline gelmiş Çin’de. Fakir köylüler için sağlam bir gelir kaynağı olmuş. Normalde Çin kanunlarına göre çıkarılan fosillerin Çin dışına çıkarılması yasak. Bu sebeple bu fosiller kara borsada satılıyor ve Çinliler bu işten oldukça iyi para kazanıyorlar.

1999 yılında bazı bilim adamları ve National Geographic dergisi yetkilileri de Çin’den gelen Archaeoraptor ismi verilen sahte fosille kandırılmışlardı (Nature ve Science dergileri aynı makaleyi yayımlamayı reddetmişlerdi). Hal böyle iken sıradan insanların veya koleksiyoncuların bu sahte fosillere aldanmaları çok doğal.

Yine aynı sitede modern memeli kafataslarının fosilmiş gibi satıldığıyla ilgili bir bölüm var. Genelde 10.000 yıldan daha az yaşta olan (bu nedenle fosil sayılmayan) modern memeli kafataslarının bazı metodlarla daha eskiymiş gibi gösterilerek insanların kandırıldığını söylüyorlar.

Ayrıca New Scientist dergisinin Şubat 2000 sayısında Çin’den gelen sahte fosillerle ilgili bir makale (F is for Fake) bile yazıldığını belirtmişler. Bu makalede ünlü bir paleontolog olan Larry Martin’in Çin’de bulunduğu söylenen fosillerle ilgili şu sözlerine yer veriliyor: “…şu anda X-ray’de görene kadar hiçbir fosile güvenmiyorum!”. Bu sözler durumun ne kadar vahim olduğunu göstermesi açısından oldukça önemli.

Sahte fosiller ortalıkta kol gezerken Harun Yahya’nın Yaratılış Atlası kitabından bahsetmeden geçmek yanlış olur. Bu kitaptaki kara memelilerine ait fosillerin neredeyse tamamı sadece kafatasından oluşuyor ve her ne hikmetse neredeyse tamamı Çin’den (buraya ve buraya bakınız). 80-90 milyon yıllık kaplan, leopar, kurt, sırtlan, ayı vb. kafatasları sunuluyor ve bunlar evrimin olmadığının kanıtı olarak gösterilmeye çalışıyor. Bu noktada insanın aklına acaba yukarda anlattığım sahte fosil endüstrisi ile Yaratılış Atlası’ndaki fosiller arasında bir bağlantı varmıdır sorusu geliyor. Sizce var mıdır?

Yaratılış Atlası masalları

Harun Yahya ekibinin yeni bir masalıyla tekrar karşınızdayım. Terör Suçu İşleyenler Aslında Darwinisttir başlıklı bir haber yapmışlar bu sefer. Masal şöyle başlıyor:

ABD’deki en iyi küçük, günlük gazete olarak tanınan Walla Walla Union Bulletin gazetesi, 16 Eylül 2007 tarihinde Yaratılış Atlası ile ilgili bir makaleye yer verdi. Gazetenin yayıncısı Larry Duthie tarafından kaleme alınan makalede, Atlas‘tan şu ifadelerle bahsedildi:

Devamında yazıdan bölümlere yer veriliyor. Burada bahsi geçen makalenin aslına buradan ulaşabilirsiniz. Masaldaki bazı hatalı çevirilere ve gerçek olayın anlatılmayan kısımlarına kısaca değineceğim. Masalda şöyle deniliyor:

… Bu kitabın adı Yaradılış Atlası. Kitabı gözden geçirdim… [kitabın] bu olağandışılığının beni büyülediğini söyleyebilirim.

Yazının aslında ise olağandışılık olarak aktarılan kısımda “weirdness” kelimesi kullanılmış yani gariplik, tuhaflık. Ayrıca üç nokta ile geçilen bölümde “baskısı ve cildi iyi olmasına rağmen size diğer kitabı – büyük olanı öneremem” diyor. Burada yazar yazısında iki kitap hakkında konuşuyor. Okurlarına önerdiği ve ilk tanıttığı kitap Luis Alberto Urrea’nın Devil’s Highway isimli kitabı. Sıra Harun Yahya’nın Yaratılış Atlasına gelince bu kitabı okurlarına önermediğini söylüyor ve zaten yazının devamında da neden önermediğini açıklıyor. Ama nasıl oluyorsa Harun Yahya ekibi bu yazıyı kendileri için önemli bir başarıymış gibi göstermeye çalışıyor. Masal şöyle devam ediyor:

800 sayfanın büyük kısmı fosil fotoğraflarından oluşuyor ve bu şekliyle sergilenmek üzere sehpalarda sürekli tutulacak bir kitap kalitesinde üretilmiş. Fotoğraflar enstantane ve renkler çok güzel bir biçimde ayarlanmış…

Bu seferki üç noktalı yerde ise yazar “ama burası dengenin bittiği yer” diyor. Yani “resim ve renkler çok dengeli ama denge burada bitiyor” diyor. Masalımıza devam ediyoruz:

566’ncı sayfada örneğin günümüz mayıs sineği larvası ile bir böcek fosilinin fotoğrafını yan yana konmuş… Başlıkta diyor ki 156 ila 150 milyon yıl arasında, Son Jurasik Çağda bulunan bir fosil. “Bugün yaşayan mayıs sineği larvaları ile 156 ilâ 150 milyon yıl yaşındakiler aynı. Bu bize evrimin bir senaryo olduğunu ve bilime dayalı olmadığını gösteriyor.” diyor yazar.

Burada üç nokta olan yerde ise “aynı değiller ama benzerler” diyor yazar. Yani aslında Harun Yahya’nın temel argümanının aslında yanlış olduğunu söylüyor. Haliyle aradaki bu cümleyi almamışlar. Masala devam:

Bu kitabın bir dindar tarafından yazılmış olduğu açıkça görülüyor ve gerçekten de öyle. Harun dindar bir Müslümandır.

Burada ise yazar “fundementalist” kelimesini kullanmış yani köktendinci (veya köktenci). Yani yazar Harun Yahya’yı dindar bir müslüman olarak değil köktendinci bir müslüman olarak nitelendiriyor. Masal böyle sürüp gidiyor. Hoş gözükmeyecek bölümler alınmıyor ve sanki kitap ve Harun Yahya hakkında güzel şeyler yazılmış gibi gösterilmeye çalışılıyor.

Bu arada yazının devamında yazar şöyle diyor:

Karmaşık konulardaki tüm bakış açılarını inceleyen Devil’s Highway’in aksine Yaratılış Atlası dengeyi sağlayabilecek her veriyi görmezden geliyor. Örneğin kitapta tek bir dinozor fosili fotoğrafı yok.

Görüldüğü gibi aslında bu yazı bir eleştiri yazısı hem de olumsuz bir eleştiri yazısı. Ama Harun Yahya ekibi bu yazıyı alıp kesip biçerek bir şekilde kendileri adına olumlu birşeymiş gibi sunuyorlar.

Belki yaptıkları şeyden utanırlar ve buna bir son verirler diye bu yazıları yazıyorum. Ama anlaşılan bundan rahatsız olmuyorlar. Belki de “ne de olsa dava açıp bir şekilde siteye erişimi engelletiyoruz” diyerek bunu önemsemiyorlardır. Kim bilir…

Yaratılış Atlası’nın dünyadaki ‘Etkileri’

Geçenlerde Etkiler adlı Harun Yahya haberleri yapan bir blog ile karşılaştım. Bu blogdaki New York Times’da Harun Yahya başlıklı yazıda, The New York Times’da Yaratılış Atlası kitabının dünya çapında çeşitli kurumlara ve kişilere gönderilmesiyle ilgili haberden bahsediliyor. Haberden alıntılar yapılarak Harun Yahya’nın ne kadar büyük birşey başardığı izlenimi verilmeye çalışılıyor. Ama nedense orijinal haberdeki bazı önemli bölümler es geçilmiş. Ben de size onları aktarmak istiyorum. İşte NYT’daki makalede olan ama Etkiler’deki yazıda belirtilmeyen kısımlar:

Birleşik Devletlerde henüz benzer tepkiler ortaya çıkmıyor. Diğer meslektaşları gibi posta kutusunda bu kitabı bulan Berkeley Üniversitesi’den evrimsel biyolog Kevin Padian “Biz ülkemizde buna benzer saçmalıklara alışığız” diyor.

Kitabı alanların “yalnızca boyutları ve üretim değerleri karşısında hayret ettiklerini ve içinin zırvalarla dolu olması karşısında da aynı derecede şaşırdıklarını” söylüyor.

Dr. Padian “Eski bir yengeç veya başka birşeyin fosilini görünce ‘Bakın, tamamen normal bir yengeç gibi gözüküyor, yani evrim yoktur’ diyor. “Neslinin tükenmiş olması onu rahatsız etmiyor gibi gözüküyor. Canlıların zaman içinde nasıl değiştiğiyle ilgili bildiklerimizi anlama yetisi yok.”

Bunlar Kevin Padian’ın söyledikleriyle ilgili olup Etkiler’de nedense yer almayan bölümlerdi. Bir de Kenneth R. Miller’ın söylediği ama yine nedense Etkiler’deki yazıda yer almayan bölüme bakalım:

Eline kitap ulaşanlar kitabın içeriğinden etkilenmeseler de kitabın görünen maddi değeri karşısında şaşkınlığa uğradılar. Klasik biyoloji ders kitabı yazarlarından Dr. Miller, “Bir kitapçıya gidip böyle bir kitapla karşılaşırsanız, o kitap en az 100$ olacaktır.” dedi. “Yalnızca üretim maliyetleri bile astronomik. Milyonlarca dolardan bahsediyoruz.”

İşte durum böyle. Yaratılış Atlası kitabının içeriğinin tüm dünyada bilim adamları arasında önemli etkiler yaptığı yönünde yürütülen propagandanın sonu gelmiştir. NYT’deki bu haberde açıkça görüldüğü gibi bilim adamları kitabın içeriğinden değil, kitabın parasal değerinden etkilenmiş durumdalar. Üretim maliyeti bu kadar yüksek olan bir kitabın nasıl olup da bedava dağıtıldığını çözmeye çalışıyorlar. Bu maddi kaynağın nereden geldiği onlar için çok daha önemli. Ayrıca şaşkınlık içinde oldukları bir diğer nokta ise böyle pahalı bir kitabın içinin nasıl olup da bu kadar safsata ile doldurulduğu.

Güncelleme: Bu arada yeni fark ettim de bu haberin aynısı Harun Yahya’nın kendi sitesinde de varmış. Linki tıklayıp siteye girerseniz benim yukarda aktarmış olduğum kısımların 3 nokta (…) koyularak es geçildiğini ve okurlara aktarılmadığını görürsünüz.

At, evrimi en iyi bilinen türlerden biridir

Fosiller, bize atın evriminin çok karışık bir yol izlediğini ve kökeninin milyonlarca yıl öncesine, Eosen’e kadar uzandığını göstermektedir. Özellikle Kuzey Amerika’da bol miktarda bulunan fosiller, atların buradan türediğini, daha sonra Asya’ya geçtiğini, Amerika’da kalanların Pleistosen’de salgın bir hastalık nedeniyle ortadan kalktığını kanıtlamaktadır. Bugün Amerika’da yaşayan atlar daha sonra Avrupa’dan getirilen atlardan üretilmiştir.

Prof. Dr. Ali Demirsoy
Hacettepe Üniversitesi Biyoloji Bölümü

Fosiller, bize atın evriminin çok karışık bir yol izlediğini ve kökeninin milyonlarca yıl öncesine, Eosen’e kadar uzandığını göstermektedir. Özellikle Kuzey Amerika’da bol miktarda bulunan fosiller, atların buradan türediğini, daha sonra Asya’ya geçtiğini, Amerika’da kalanların Pleistosen’de salgın bir hastalık nedeniyle ortadan kalktığını kanıtlamaktadır. Bugün Amerika’da yaşayan atlar daha sonra Avrupa’dan getirilen atlardan üretilmiştir.

Fosillerin incelenmesinden anlaşıldığı kadarıyla, atın evriminde belirli bir yol izlenmiş; fakat bu yolda birçok dallanmalar ortaya çıkmıştır. Bu yan dalların birçoğu doğal seçme ile ortadan kaldırılmıştır. Atın evriminde birinci derecede üyelerin ve dişlerin, aynı zamanda vücut büyüklüğünün değiştiğini görüyoruz.

Yazının devamı ->>

Harun Yahya’nın böcekleri

Harun Yahya’nın canlıları sınıflandırması Aristoteles döneminden kalma. Harun Yahya için bilimsel sınıflandırma metotlarının hiçbir önemi yok. Öte yandan Atlaslarda kaba hatalar ve çarpıtmalar da var. Böcek dedikleri böcek değil. Familyalar birbirine karıştırılmış. Hayat döngülerinde pupa aşaması olmayan canlıların pupalarından söz ediliyor. İşte bu tür örneklerden bir demet.

B. Mehmet Özer

Canlıların sınıflandırılmasına dair en eski çalışma, Yunanlı filozof Aristoteles tarafından yapılmıştır. Aristoteles, günümüzden yaklaşık 2300 yıl önce yaptığı sınıflandırmada canlıları yaşam ortamlarına göre (havada, karada ve suda yaşayanlar) gruplandırmıştır. O gün için bu sınıflandırma, ilerici bir özellik taşıyordu. Canlıları “benzer” özelliklerine göre sınıflandırarak onları daha sistemli bir şekilde incelemeyi amaçlıyorlardı.

Aristoteles’ten sonra da birçok filozof ya da doğa bilimci canlıları sınıflandırdı. Bu sınıflandırmalarda canlıların çeşitli “benzerlikleri”nden yararlandılar. Kimi yaşam alanlarına, kimi beslenme özelliklerine, kimi de biçimsel (morfolojik) özelliklerine göre sınıflandırdı canlıları. Ancak modern sınıflandırma, biraz önce söz ettiğimiz “görünen” niteliklerin ötesinde gen dizilimleri gibi “görünmeyen” nitelikleri kullanmaktadır. Çünkü yaşam alanları ve beslenme özellikleri bir yana morfolojik özellikler dahi canlıların sınıflandırılmasında yanıltıcı olabilir. Örneğin, bazı canlılarda erkeklerle dişiler arasında morfolojik olarak o kadar büyük fark vardır ki bu canlıların erkek ve dişileri uzun süre biyologlar tarafından farklı türler zannedilmişlerdir. Diğer yandan, sibling (kardeş) türler birbirlerine morfolojik olarak oldukça benzemelerine rağmen farklı türlerdir.

Yaratılış Atlası’nın sistematiği

Bu kısa girişten sonra, Harun Yahya’nın Yaratılış Atlası’ndaki sınıflandırmaya bakalım isterseniz. İki ciltten oluşan bu atlas büyük ölçüde (neredeyse tamamen) fosil ve o fosillerin aynısı olduğu iddia edilen yaşayan canlıların fotoğraflarından oluşuyor. Atlas’ın ilk ciddinde fosiller, dünya üzerinde bulundukları iddia edilen bölgelere göre gruplandırılmış. İkinci ciltte ise fosiller, “kara hayvanlarına”, “deniz canlılarına”, “kuşlara”, “bitkilere” ve “böceklere” ait olmak üzere beş grupta toplanmış. Şimdi bu grupları biraz daha yakından inceleyelim:

Yazının devamı ->>

Apandis, kuyruk sokumu kemiği ve körelmiş organlar

Evrim karşıtlarının sıklıkla üzerinde çarpıtma yaptığı bir konu da körelmiş organlardır. Bakın Harun Yahya, darwinizminsonu.com sitesinde bu konu hakkında neler söylüyor:

Evrim literatüründe uzunca bir süre yer alan, ama geçersizliği anlaşıldıktan sonra sessiz sedasız bir kenara bırakılan iddialardan biri, “körelmiş organlar” kavramıdır. Ancak bir kısım yerli evrimciler, “körelmiş organlar”ı hala evrimin büyük bir delili sanmakta ve öyle göstermeye çalışmaktadırlar.Körelmiş organlar iddiası bundan bir asır kadar önce ortaya atılmıştı. İddiaya göre, canlıların bedenlerinde atalarından kendilerine miras kalmış, ancak kullanılmadıkları için zamanla körelmiş işlevsiz organlar yer alıyordu.

Bu kesinlikle bilimsel bir iddia değildi, çünkü bilgi eksikliğine dayanıyordu. “İşlevsiz organlar”, aslında “işlevi tespit edilememiş” organlardı.

Körelmiş organların ortak atadan türemeye delil oluşturduğu iddiasının “sessiz sedasız bir kenara bırakıldığı” ve bunu sadece “bir kısım yerli evrimcinin” savunmakta olduğu tamamen haya ürünü, uydurma bir iddiadır.

Bu konudaki en büyük çarpıtma aslında körelmiş organların işlevsiz organ diye sunulması ve bunların işlevi olmaması gerektiği şeklinde anlatılması. Bu kesinlikle doğru değildir. Körelmiş organ demek işlevsiz organ demek değildir. Bundan 150 yıl önce Darwin bunu açıkça ortaya koymaktadır.

Yazının devamı ->>

Ernst Haeckel’in embriyo çizimleri üzerine Yaratılışçı çarpıtmalar

Prof. Dr. Haluk Ertan’ın Bilim ve Gelecek dergisinden yayımlanan Ernst Haeckel’in embriyo çizimleri üzerine Yaratılışçı çarpıtmalar başlıklı makalesine Evrim Teorisi sitesinden ulaşabilirsiniz. Makale şöyle başlıyor:

Bir grup bilimci, bilgi birikimine katkı sağlamak için emek sarf ediyor ve birtakım bulgular ortaya koyuyor. Fakat bu sonuçlar, bilgi üretmeyen, bilim asalağı durumundaki Yaratılışçılar tarafından, Darwin ve Evrim Kuramını karalamak için sömürülüyor. Araştırmacılar sonunda, bilim dünyasında görmeye pek alışık olmadığımız bir şekilde, çalışmalarının Yaratılışçılar tarafından çarpıtıldığını, Ernst Haeckel’in kimi çalışmalarının bilimsel gerçeklere uymasa da, konuya genel bakışının doğru olduğunu ve embriyoloji biliminin Darwin’in çalışmaları ve Evrim Kuramıyla tam bir uyum içinde bulunduğunu dünyaya duyurmak zorunda kalıyor.

Yazının devamı ->>

Harun Yahya’nın hayali fosilleri – 3

Harun Yahya’nın hayali fosilleri bitmek bilmiyor. Bu sefer de aşağıdakilerin her ikisinin de ringa balığı olduğunu, tamamen aynı olduğunu ve yaklaşık 50 milyon yıldır hiç değişmediğini söylüyor.

104.jpg

İlk olarak fosilin ne olduğuna bakalım. Fosildeki canlı Diplomystus cinsine dahildir. Bu cinsin hangi takıma dahil olduğuna bakalım: Ellimmichthyiformes.

Şimdi de alttaki resimde görülen balığa bakalım. Resimdeki balık Harun Yahya’nın dediği gibi ringa balığı yani Clupea cinsine dahil. Peki ringa balığı fosildeki canlı ile aynı takımda mı? Ringa balığı Clupeiformes takımında.

İki canlı da Actinopterygii (Işısal yüzgeçliler) sınıfında olmasına rağmen bu sınıfın farklı takımlarında yer alıyorlar. Görüldüğü gibi Harun Yahya bilimsel sınıflandırmada bırakın aynı familyada, cinste, türde olmayı daha aynı takımda bile olmayan canlıları tamamen aynıymış gibi göstermeye çalışıyor.

Harun Yahya’nın hayali fosilleri – 2

Harun Yahya’nın hayali fosilleriyle ilgili önceki yazımda hayali bir leopar kafatasından bahsetmiştim. Bu yazımda ise levrek olduğu iddia edilen bir fosili ele alacağım.

96.jpg

Harun Yahya, Yaratılış Atlasında bu resimdeki fosilin ve alttaki canlının levrek olduğunu ve ikisinin tamamen aynı olduğunu, levreklerin 50 milyon yıldır hiç değişmediğini, bunun da evrim teorisinin yanlış olduğunu gösterdiğini iddia ediyor.

İlk olarak bu resimdeki canlıların ne olduğunu bakalım. Resimde fosili olan canlı Phareodus testis. Bu canlı bilimsel sınıflandırmada Osteoglossiformes (kemikli dilliler) takımına dahildir. Alttaki resimde görülen canlı ise Lepomis macrochirus ([1][2]) türüne ait ve bilimsel sınıflandırmada Perciformes (levreksiler) takımında bulunuyor. İki canlının farklı takımlarda olması birbirlerinden oldukça farklı olduklarını açıkça göstermektedir. Yani ortada Harun Yahya’nın iddia ettiği gibi ikisinin de levrek olması gibi bir durum söz konusu değil. Fosili görülen canlı levreksiler takımında bile değil.

Peki alttaki resimde gördüğümüz canlı levrek mi? Maalesef değil. Harun Yahya onu da tutturamamış. Lepomis macrochirus Levreksiler takımına dahil olmasına rağmen Moronidae (Levrek) ailesinde (familyasında) değildir Centrarchidae ailesine dahildir.

Yaratılış Atlası (Harun Yahya’nın evrimle ilgili diğer tüm kitapları gibi) baştan sona bu tip önemli yanlışlarla dolu. Zaman buldukça bunlara değinmeye çalışacağım.

Harun Yahya öğreniyor mu?

Yaklaşık 2 yıl önce yazdığım bir yazımda Harun Yahya’nın bir kitabında yapmış olduğu bir çarpıtmadan bahsetmiştim. Kısaca özetlemek gerekirse durum şöyleydi. Charles Darwin’in babası hakkında söylediği bazı olumsuz sözler sanki Charles Darwin’in oğlu Francis Darwin tarafından Charles Darwin için söylenmiş gibi gösterilerek Charles Darwin’in bilimsel saygınlığı hedef alınıyordu. Ben de yazımda bu durumu açıkça ortaya koymuştum.

Ama aradan geçen zamanda bu durum düzeldi. Yani kitabın yeni basımlarında ve internet sitelerinde artık bu alıntı kullanılmıyor. Görüldüğü kadarıyla bu çarpıtmanın bu kadar net bir şekilde ortaya koyulması kendilerini biraz rahatsız etmiş. Burdan da görülüyor ki yaptığımız iş birşeylere yarıyor.

Peki biri çıkıp “sen bunları uydurdun belki nerden bilelim eski baskılarında olduğunu” derse ne olacak. İşte onun için kitabın eski baskısından bir ekran görüntüsü aldım. Kırmızı çerçeve içine alınan kısım artık yeni baskılarda ve internet sitelerinde yok.

(Büyütmek için resime tıklayın.)

Harun Yahya ve ekibinin diğer yazılarımı da inceleyerek diğer yanlışlarını da düzeltmesini umuyorum. Ama tüm yanlışlarını burada olduğu gibi kitaplardan çıkarmaya kalksalar ortada kitap kalmaz. Yani anlayacağınız işleri zor.

Harun Yahya’nın hayali fosilleri – 1

Heralde aranızda Harun Yahya’nın Yaratılış Atlası kitabını duymayan yoktur. Hani şu Avrupa ve Amerika’da okullara ve bilim adamlarına bedava olarak gönderilen yaklaşık 6 kg ağırlığındaki kitap. Hani şu bilim adamlarının çok etkilendiği ve Harun Yahya’ya göre okuyan herkesin evrim teorisinin yanlış olduğunu kabul ettiği kitap.

Bu kitaba HY’nin internet sitesinden ulaşabilirsiniz. Kitabı incelerseniz göreceğiniz şey şudur: HY bir fosil resminin yanına bugün varolan bir canlının resmini koyar. Resmin altına fosilin bulunduğu yeri ve tahmini yaşını yazar. (Fosille ilgili hiçbir katalog bilgisi yoktur. Yani fosille ilgili herhangi bir araşırma yapma olanağınız yok. Fosillerde en önemli belirleyici unsur fosilin katalog numarası veya fosile verilen özel isimdir. Fosiller bu etiketleri ile tanımlanır. Ama HY kitabındaki yüzlerce fosilin hiçbir için böyle bu bilgiyi vermiyor. Sanırım kimsenin bunların peşine düşüp araştırmasını istemiyor. Bunu söylediklerin doğru mu yanlış mı olduğunun araştırılmaması veya araştırılmasının mümkün olduğunca zorlaşması için yaptığı çok açık.) Daha sonra bunların altında da bu fosil ile resimdeki canlının tamamen aynı olduğunu, hiç değişmemiş olduğunu, evrimcilerin söylediklerinin yalan olduğunu söyler ve bu sebeple evrimin olmadığını iddia eder. İşte bu şekilde bütün kitap boyunca aynı hikayeyi dinliyoruz HY’dan.

Kitabı incelerken fosillerden bir tanesi gözüme çarptı. 148 ve 149. sayfalarda 89 milyon yıllık bir leopar kafatası olduğu iddia edilen bir fosil var.


(Büyütmek için resme tıklayın.)

Bu tamamen hayal ürünü bir fosildir. Ortada katalog numarası, fosil adı veya bu buluşla ilgili bilgi veren herhangi bir referans olmadığı için bu resimdeki fosilin gerçekte ne olduğunu malesef araştıramıyoruz. Ama emin olduğumuz birşey var. Eğer bu gerçekten bir leopar fosili ise HY’nın verdiği 89 milyon tamamen uydurmadır. En eski leopar fosilleri yaklaşık 3.8 milyon yıl öncesine dayanır. Aslan, kaplan, leopar ve jaguarları da içine alan Panthera cinsinin yaklaşık 6 milyon yıl önce birbirinden ayrışmaya başladığı düşünülmektedir. Yani bu tarihten öncesi için aslan, kaplan, leopar ve jaguar türlerinden bahsetmek mümkün değildir.

Günümüzde yaşayan tüm kedigillerin (ev kedisi ve büyük kediler dahil) ortak atalarının yaklaşık 11 milyon yıl önceye dayandığı canlıların DNA’ları üzerinde yapılan çalışmalarla anlaşılmıştır (1). Ama işin içine soyu tükenmiş tarihi kedigiller de katıldığında bu tarih daha da eskilere gider. 30-20 milyon yıl önce yaşamış olan Proailurus kedigillerin bilinen en eski ortak atası olarak kabul edilmetedir (2). Proailurus’u, 20-10 milyon yıl önce yaşamış olan Pseudaelurus takip etmiştir(2). Pseudaelurus kedigillerin bilinen en yakın ortak atasıdır.

Görüldüğü gibi 89 milyon yıllık leopar fosili bilimsel bulgularla ve verilerle tamamen çelişmektedir. Ortada böyle bir fosil yoktur. Bu tamamen hayal ürünü ve uydurma bir fosildir.

Bu kitap incelendikçe daha çok fazla bu tür hayali fosil bulunacağına eminim. Ama bununla kim uğraşır veya uğraşmak ister bilmiyorum.

Referanslar:
1. W.E. Johnson et al.: The Late Miocene radiation of Modern Felidae: A genetic assessment. Science 6 January 2006: Vol. 311. no. 5757, pp. 73 – 77
2. Rothwell, T. 2003. Phylogenetic systematics of North American Pseudaelurus (Carnivora, Felidae). American Museum Novitates No. 3403, 64pp.

Harun Yahya’nın Çarpıtmaları

Kodoman’ın Harun Yahya’nın Evrim Konusundaki Çarpıtmaları başlıklı sitesini incelemenizi şiddetle tavsiye ederim.

Bu sitedeki yazıların listesi şöyle:

Kodoman’a çalışmaları için tebriklerimi sunuyorum ve başarılar diliyorum.

Güncelleme: Kodoman’ın yeni sitesine http://hycarpitmalari.blogspot.com adresinden ulaşabilirsiniz.